2026 YILINDA KÜRESEL EKONOMİ VE FİNANSAL PİYASALAR
2025 yılına, “Trump 2.0” olarak adlandırılan, belirsizliği adeta roket hızıyla yükselten süreç damgasını vurdu. Trump’ın göreve başlamasıyla dünya belirsizlik endeksleri sert bir sıçrama yaşadı. Ticaret ve ekonomi politikalarındaki belirsizlikler zaman içinde bir miktar azalsa da hala pandemi döneminin bile üzerinde, tarihî zirvelerini koruyor. Daha da önemlisi, ağırlıklı olarak ekonomi dışı faktörlerden etkilenen küresel belirsizlik endeksi zirveleri bırakmıyor. Jeopolitik riskler ve öngörülemeyen diplomatik ve uluslararası gelişmeler hem küresel ekonomik görünümü hem finans piyasalarını ciddi biçimde etkilemeye devam ediyor. Yılın ilk günlerinde yaşadığımız Venezuela olayı da bu durumu net bir şekilde ortaya koyuyor.
Yüksek belirsizliğin hakim olduğu dönemler, farklı senaryoların her an gündeme gelebileceği süreçlerdir. Bu durum, özellikle finansal piyasaların senaryolar arası geçişleri hızlı fiyatlamasına imkan tanır. Bir başka ifadeyle, dalgalanma belirsizliğin en önemli sonuçlarından biridir. 2025 yılı boyunca hisse senetlerinden emtialara, döviz paritelerinden poskripto varlıklara kadar çok sert dalgalanmaların yaşandığı bir dönemi geride bıraktık.
Belirsizlik algısı yüksek seviyelerde seyrini koruyor ve düşmesi için somut bir neden henüz görünmüyor. Dolayısıyla 2026 yılında da finansal piyasaların dalgalı bir seyir izlemesi şaşırtıcı olmayacaktır. Böyle dönemler, özellikle doğrudan yatırım iştahını azaltır. Nitekim son yıllarda uluslararası yatırım artış oranlarındaki yavaşlama 2025’te de devam etti. Bu, yatırım yapılmadığı anlamına gelmese de artış hızının düşmesi yatırımcı algısında önemli bir değişimi yansıtıyor. 2026 yılında da benzer bir eğilim görmek sürpriz olmayacaktır; yatırımcılar için “bekle-gör” politikasının ana strateji olmayı sürdüreceği anlaşılıyor.
2025 yılında Trump’ın yeniden başlattığı ticaret savaşıyla birlikte gümrük vergilerinde ciddi artışlar gördük. Nisan’dan Ocak’a kadar inişli çıkışlı fakat ortalamada yükselen gümrük vergileri, normal koşullarda küresel büyüme üzerinde baskı yaratması ve enflasyonu yukarı çekmesi beklenen bir tablo oluştururdu. Ancak yıl içinde gelen tahminler ve öncü göstergeler, bu beklentilerin tam anlamıyla gerçekleşmediğini gösteriyor. Küresel büyümenin yalnızca çok hafif bir yavaşlama sergilemesi, enflasyonun ise düşük seviyelerde kalmaya devam etmesi bekleniyor. Türkiye ve Arjantin hariç G20 ülkelerinde 2025 yılı enflasyon beklentisi ortalama yüzde 2,2, 2026 için ise yüzde 2,6 seviyesinde. OECD ve IMF’nin büyüme tahminleri de 2024, 2025 ve 2026 için ortalama yüzde 3 civarında seyrediyor. Özetle, ufukta bir resesyon görünmüyor; küresel büyüme gücünü koruyor, enflasyon birçok gelişmiş ülkede hedeflere yakın seyrediyor. ABD’de enflasyonun yüzde 3 seviyelerinde olması bir miktar hedef üstü olsa da dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’de deflasyonist eğilimler dikkat çekiyor.
2026 yılı için ortaya çıkan tablo, görece güçlü büyüme ve düşük enflasyon senaryosunu işaret ediyor. Bununla birlikte Çin, Japonya, Fransa ve İtalya gibi büyük ekonomilerde kamu harcamalarındaki artış, siyasi ve jeopolitik gelişmeler büyüme üzerinde farklı kanallardan baskı oluşturmaya başlamış durumda. Bu unsurların 2026’nın ikinci yarısından itibaren küresel büyüme ve ticaret üzerinde daha belirgin bir baskıya dönüşme ihtimali göz ardı edilmemelidir.
Parite tarafında ise, ABD Yüksek Mahkemesi’nin Trump’ın gümrük vergilerinin devam edip edemeyeceği ve kurul üyelerini görevden alma yetkisine ilişkin vereceği kararlar kritik önem taşıyor. Bu kararlar hem Trump’ın gücünün hem de belirsizlik seviyesinin şekillenmesinde belirleyici olacak. Trump’ı güçlendiren bir karar, 2025 boyunca gördüğümüz ABD dolarının değer kaybının devamını getirebilir.
Finansal piyasalarda 2026’nın dalgalı bir yıl olacağını belirtmiştik. Hisse senedi piyasalarından emtialara kadar dalgalanmanın sürmesini bekliyoruz. Bununla birlikte güçlü büyüme ve düşük enflasyon senaryoları, finansal piyasalarda risk iştahının kalıcı biçimde çökmeyeceğine işaret ediyor. Sert düzeltmeler yaşansa bile büyük çaplı ve kalıcı bir çöküş olasılığını şimdilik düşük görüyoruz. Yapay zeka ve teknoloji alanındaki hızlı gelişme ve fiyatlamalar, bir balon ihtimalini akla getiriyor; ancak bunun tam olarak ne zaman gerçekleşeceğini öngörmek güç fakat şu anda olmadığını düşünüyoruz. Tahminimiz, büyümenin sürdüğü ve enflasyonun düşük seyrettiği bir tabloda risk iştahının genel olarak devam edeceği; fakat sert dalgalanmaların yeni normal olarak karşımıza çıkacağı yönündedir. Bu kadar belirsizliğin ve oynaklığın olduğu bir ortamda, hem daha kurumsal hareket etmek zorunda olan merkez bankalarının hem de güvenli liman arayan yatırımcıların altın ve gümüş gibi değerli madenlere olan talebinin önemli ölçüde azalmayacağını düşünüyoruz. Bu talep, fiyatların dalgalı da olsa yukarı yönlü eğilimini korumasını sağlayacaktır. Tüm bu tahminlerimizin jeopolitik risklerin çok artmayacağı varsayımıyla yapıyoruz. Bununla birlikte, bu risklerin ortaya çıkma olasılığının düşük olmadığını da kabul etmek gerekiyor. Tedarik zincirini bozabilecek boyuttaki jeopolitik gelişmelerin küresel ekonomiyi daralma ve enflasyonun beraberce olduğu stagflasyona götürme riskinin yüksek olduğunu unutmamak gerekiyor.


