ENERJİDE YENİ DENGE: YENİLİNEBİLİR GÜCÜN YÜKSELİŞİ
İklim krizi, artan enerji talebi ve jeopolitik belirsizlikler, küresel enerji sistemlerini köklü bir dönüşüme zorluyor. Fosil yakıtlara dayalı üretim modelleri, fiyat dalgalanmaları ve dışa bağımlılık nedeniyle ülkeler için giderek daha kırılgan bir yapı oluşturuyor. Bu tablo, enerji politikalarında daha öngörülebilir, yerli ve sürdürülebilir kaynaklara yönelimi hızlandırıyor. Hidroelektrik, güneş ve rüzgar enerjisi bu dönüşümün temel bileşenleri arasında yer alıyor.
Türkiye, son yirmi yılda gerçekleştirdiği yatırımlar ve düzenleyici reformlarla yenilenebilir enerji alanında önemli bir kapasite artışı sağladı. Elektrik piyasasında serbestleşme sürecinin büyük ölçüde tamamlanmış olması, üretimden iletime uzanan güçlü altyapı ve yatırımcıya öngörülebilirlik sunan mevzuat çerçevesi, bu dönüşümün temel dayanaklarını oluşturuyor. Hızla büyüyen talebe rağmen sistemin esnekliğini koruması, yenilenebilir enerjinin entegrasyonunu mümkün kılıyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Türkiye’nin toplam kurulu elektrik gücü 122 bin 519 MW’a ulaşırken, bunun 76 bin 281 MW’ı yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Rüzgar ve güneş enerjisinde kurulu gücün yaklaşık 40 bin megavata yaklaşması, 2035 yılı için belirlenen 120 bin megavatlık.
hedefin üçte birine şimdiden ulaşıldığını ortaya koyuyor. Bu tablo Türkiye’nin yeşil dönüşüm yolunda kararlılıkla ilerlediğini gösterirken, enerji portföyünün sürdürülebilir kaynaklarla büyütülmesi ve kalan kapasitenin hızla devreye alınması ülkenin temiz enerji merkezi olma hedefi açısından kritik önem taşıyor. Bu doğrultuda sektör yatırımlarının artarak devam etmesi hem enerji arz güvenliğini güçlendirecek hem de düşük karbonlu büyümeye ivme kazandıracak.
Türkiye’nin yenilenebilir enerji portföyü ağırlıklı olarak hidroelektrik, güneş ve rüzgar kaynaklarına dayanıyor. Hidroelektrik santraller sistemin önemli denge unsurlarından biri olsa da iklim değişikliğiyle birlikte artan kuraklık riski, üretimin yıllara göre ciddi dalgalanmalar göstermesine neden olabiliyor. Bazı dönemlerde düşüşler yaşanması, kaynak çeşitliliğinin önemini artırıyor.
Güneş enerjisi son on yılda hızla büyüdü; Türkiye’nin güneş kurulu gücü 25.000 MW seviyesine yaklaştı. Düşük kurulum maliyetleri ve modüler yapı güneşi cazip kılarken, üretimin hava koşullarına bağlı olması sistem entegrasyonunu kritik hale getiriyor. Bu noktada rüzgar enerjisi, daha dengeli üretim karakteriyle öne çıkıyor.
“YENİLENEBİLİR ENERJİ ARTIK STRATEJİK BİR ZORUNLULUK”
Enerji politikaları bugün yalnızca çevresel hedeflerle değil, doğrudan ekonomik dayanıklılık ve dış politika dengeleriyle birlikte ele alınıyor. Küresel fiyat dalgalanmaları ve jeopolitik riskler, yenilenebilir enerjiyi ülkeler için bir tercih olmaktan çıkararak stratejik bir zorunluluk haline getiriyor. Bu çerçevede rüzgâr enerjisi, yerli üretim kapasitesiyle enerji bağımsızlığını güçlendiren temel unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor. Türkiye 14.000 MW rüzgar kurulu gücüne sahip. Bu kapasiteyle yıllık elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 11’i rüzgâr santrallerinden karşılanıyor. Yıllık 350 milyar kWh civarındaki toplam üretimin 36–37 milyar kWh’lik bölümü rüzgar enerjisinden sağlanıyor. Ulusal Enerji Planı’na göre 2035 yılı için belirlenen 43.000 MW rüzgar kurulu güç hedefi, yaklaşık 30.000 MW’lık yeni yatırım ihtiyacına işaret ediyor. Elektrik tüketiminin her yıl ortalama yüzde 3,5 artması beklenirken, 2035’te toplam talebin 500 milyar kWh seviyesine ulaşacağı öngörülüyor. Aynı dönemde rüzgar enerjisinden sağlanan üretimin 85 milyar kWh’a yükselmesi ve toplam üretimdeki payının yüzde 17–18 bandına çıkması bekleniyor.
“DEPOLAMA, YENİLENEBİLİR DÖNÜŞÜMÜN KİLİT EŞİĞİ”
Yenilenebilir kaynakların üretim karakteri, sistemi daha esnek ve dengeli hale getirecek tamamlayıcı çözümleri zorunlu kılıyor. Güneşin olmadığı, rüzgarın esmediği anlarda üretimde yaşanan dalgalanmalar, yenilenebilir enerjinin sistem içindeki payını sınırlayan temel faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Bu noktada depolama teknolojileri, yenilenebilir dönüşümün kilit eşiği olarak üretimin sürekliliğini ve şebeke kararlılığını sağlayan kritik bir rol üstleniyor. Türkiye’de depolamalı yatırımlar için verilen ön lisans kapasitesi 33.000 MW’ı aşmış durumda. Sahada halihazırda yaklaşık 500 milyon dolarlık yatırım bulunuyor. 2026 yılı için yaklaşık 2.000 MW depolama kapasitesinin devreye girmesi beklenirken, 2027 ve 2028 yıllarında bu katkının katlanarak artması öngörülüyor.
“YENİLENEBİLİR ENERJİ FİYATLAR İÇİN BİR ÇIPA OLUŞTURUYOR”
Enerji fiyatlarındaki hareketlilik, özellikle fosil yakıta dayalı sistemlerde daha belirgin hissediliyor. Küresel piyasalarda yaşanan dalgalanmalar elektrik maliyetlerine hızla yansıyabiliyor. Yenilenebilir enerji ise fosil yakıt fiyatlarından bağımsız yapısıyla, elektrik fiyatları açısından bir çıpa işlevi görerek dengeleyici bir rol üstleniyor. Yenilenebilir kaynakların bu dengeleyici etkisi hem hane halkı hem de sanayi için daha öngörülebilir bir maliyet yapısı sunuyor. Rüzgar, güneş ve depolama yatırımları, yeni bir sanayi ve iş birliği alanı yaratarak nitelikli istihdam ve teknoloji transferine katkı sağlıyor. Önümüzdeki dönemde yenilenebilir enerji, enerji diplomasisinin de temel başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.



