İKİ KARE ARASINDA KURULAN VİCDAN KÖPRÜSÜ: UĞUR GALLENKUŞ VE “PARALEL EVRENLER”İN ÇARPICI DİLİ
Bir fotoğraf karesi bazen tek başına bir hikâye anlatır. Ancak iki fotoğraf yan yana geldiğinde, aralarında kurulan gerilim çok daha güçlü bir hakikati görünür kılabilir. Dijital kolaj sanatçısı Uğur Gallenkuş’un “Paralel Evrenler” adını verdiği çalışmaları tam da bu karşılaşma anından doğuyor: Aynı dünyanın içinde ama birbirinden kopuk iki gerçekliğin çarpıcı yüzleşmesi… 1990 yılında Niğde’de doğan, çocukluk ve gençlik yıllarını İstanbul’da geçiren sanatçı, 2024 itibarıyla Kocaeli’de yaşamını sürdürüyor. İşletme lisans eğitiminin ardından farklı sektörlerde edindiği deneyimler, onu bambaşka bir ifade alanına taşırken, 2020 yılından bu yana kendisini “dijital kolaj sanatçısı” olarak tanımlayan Gallenkuş’un hikâyesi, sosyal medyanın yükselişe geçtiği 2010’lu yılların başına uzanıyor.
FİKİRLE BAŞLAYAN YOLCULUK
2014 yılında hobi olarak fotoğraf düzenleme yazılımlarını öğrenmeye başlayan sanatçı, ilk etapta amatör foto-montaj çalışmalarını sosyal medya platformlarında paylaşıyor. Sanatçının altını çizdiği gibi, bir çalışmayı güçlü kılan unsur teknikten ziyade “fikir”. Farklı bir bakış açısına sahip olduğunu fark etmesi, onu görsel sanatın evrensel diliyle düşüncelerini ifade etmeye yöneltiyor. Türkiye gündemi, sinema ve toplumsal olaylar üzerine eleştirel ve mizahi çalışmalarla başlayan üretim süreci, zamanla daha küresel ve insani meselelere evriliyor.
BİR FOTOĞRAFIN DÖNÜŞTÜRÜCÜ ETKİSİ
2015 yılında Bodrum kıyısında cansız bedeni bulunan Suriyeli çocuk Alan Kurdi’nin fotoğrafı, sanatçının üretim pratiğinde kırılma noktası oluyor. Akdeniz’i geçmeye çalışırken yaşamını yitiren binlerce insandan yalnızca biri olan Alan Kurdi’nin görüntüsü, Gallenkuş’u derinden etkiliyor ve uluslararası sorunları ele aldığı ilk çalışmalardan birine ilham veriyor. Bu dönemden itibaren savaş, göç ve mültecilik temaları merkezî bir yer edinirken, Sanatçı, iki farklı fotoğrafı tek bir karede yan yana getirerek bugün “Paralel Evrenler” olarak bilinen formata yöneliyor. 2018 yılının sonlarında bu çalışmalardan bazılarını uluslararası bir içerik platformunda makale formatında yayımlaması, beklenmedik ölçüde güçlü bir etki yaratıyor ve çalışmalarının küresel ölçekte görünürlük kazanmasını sağlıyor.
“PARALEL EVRENLER”: BASİT TEKNİK, DERİN MESAJ
Serinin tekniği biçimsel olarak yalın: İki farklı fotoğraf yan yana yerleştiriliyor. Ancak bu sadelik, içeriğin ağırlığını daha görünür kılıyor. Kompozisyonun bir tarafında çoğu zaman acı, yoksulluk, savaş ya da eşitsizlik içeren editöryal bir fotoğraf; diğer tarafında ise gündelik hayatın konforunu, gösterişli bir etkinliği ya da tüketim kültürünü temsil eden bir kare bulunuyor. Sanatçıya göre mesele, yalnızca çarpıcı bir karşıtlık yaratmak değil; izleyiciyi iki temel düşünceyle yüzleştirmek: “Bu acıyı yaşayan tarafta ben de olabilirdim” ve “Sahip olduğum şeylerin kıymetini biliyor muyum?” Günümüz dijital çağında her gün binlerce fotoğraf ve yüzlerce video akıp giderken, çoğu görüntü hızla unutuluyor. Gallenkuş, kolaj tekniğini tercih etme nedenini bu noktada açıklıyor: “Tek bir güçlü kareyi hatırlamak ve anlamlandırmak daha kolay. Ayrıca görsel anlatımın evrenselliği sayesinde, mesajı kavramak için ortak bir dile ihtiyaç yok.” Bu yönüyle sanatçı, görsel sanatı “dillerin efendisi” olarak tanımlıyor.
KÜRESEL SORUNLAR, ORTAK SORUMLULUK
Çalışmaların ana ekseninde savaş, zorunlu göç ve mültecilik bulunuyor. Günümüzde 100 milyona yakın insanın yerinden edildiği bir dünyada, bu mesele artık istisnai değil, yapısal bir gerçeklik. Olimpiyat Oyunları’nda “Mülteci Takımı”nın yer alması dahi, sorunun ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor. Ancak sanatçı, zamanla odak alanını genişletmiş durumda. Çocuk ve kadın hakları, hayvan hakları, çevresel krizler, sosyo-ekonomik eşitsizlikler ve yozlaşmış siyaset gibi başlıklar da üretim pratiğinin parçası. Bir ülkede çekilmiş editöryal bir fotoğrafın, yalnızca o coğrafyaya özgü bir sorunu temsil etmediğini vurguluyor. Sudan’daki açlık, Birleşik Krallık’taki yoksulluk, Almanya’daki ya da Fransa’daki kadına yönelik şiddet vakaları… Sorunların şiddeti değişse de, temel meseleler küresel ölçekte ortaklık taşıyor. Gallenkuş’un amacı, izleyiciyi tek bir ülkeye ya da kültüre bakmaya değil, kendi toplumundaki yansımaları görmeye davet etmek.
DİJİTAL ÇAĞ, ALGORİTMALAR VE KALICILIK ARAYIŞI
İnternet ve sosyal medya, sanatçının uluslararası görünürlüğe ulaşmasında belirleyici bir rol oynamış. Türkiye’de yayımlanan ilk çalışmalar, küresel bir platforma taşındığında sınırları aşarak geniş kitlelere ulaşmış durumda. Bununla birlikte, günümüz sosyal medya ekosisteminin algoritma temelli yapısı, sanat üretimi açısından yeni bir meydan okuma yaratıyor. Algoritmaların keşif alanını daraltması ve içerik üreticilerinden sürekli paylaşım talep etmesi, sanatçıyı bilinçli bir yavaşlık tercihine yönlendirmiş. Tüketim odaklı içerik döngüsünün parçası olmamak adına, üretim sıklığını sınırlı tutmayı önemsiyor. Bu kalıcılık arayışı, basılı yayınlara da yansımış. Arzu Tunca küratörlüğünde hazırlanan ve yayımlanan “Parallel Universes of Children” ile “Parallel Universes of War and Peace” başlıklı kitaplar, çalışmaların arşiv niteliğinde bir bütünlük kazanmasını sağlıyor. Eserler özellikle okul kütüphaneleri için öneriliyor; zira farklı ülkelerde öğretmenler tarafından ders materyali olarak kullanılıyor ve öğrencilerin akademik çalışmalarına konu oluyor. Ayrıca dijital ekranların ötesine taşan sergiler aracılığıyla, çalışmaların sergi salonlarında, okullarda ve kamusal alanlarda izleyiciyle buluşması hedefleniyor. Uğur Gallenkuş’un üretimi, iki fotoğraf karesi arasında kurulan görsel bir köprüden ibaret değil. O köprü, izleyiciyle dünya arasındaki mesafeyi kısaltmayı amaçlıyor. Bir yanda alıştığımız konfor, diğer yanda çoğu zaman görmezden geldiğimiz gerçekler… “Paralel Evrenler”, aslında tek bir gezegende yaşadığımızı hatırlatıyor.


