SİGORTA SEKTÖRÜ EKONOMİK İSTIKRARIN TEMEL BİLEŞENİ
Küresel ekonomi jeopolitik gerilimler, iklim krizi, dijital dönüşüm ve artan belirsizliklerle yeniden şekillenirken, risk kavramı da çok daha sistemik bir nitelik kazanıyor. Bu yeni düzende sigorta sektörü yalnızca hasarları telafi eden bir alan değil; ekonomik ve toplumsal dayanıklılığı güçlendiren temel bir altyapı olarak öne çıkıyor. Ben sigortacılığı, ekonomik istikrarın görünmeyen ama en kritik bileşenlerinden biri olarak görüyorum. Çünkü güçlü bir sigorta sistemi olmadan sürdürülebilir yatırım, üretim ve uzun vadeli tasarruf mümkün değil.
2025 yılı performansı, sektörün bu dönüşümü yönetme kapasitesini net biçimde ortaya koydu. Prim üretimi 1,2 trilyon TL’yi aşarken toplam aktif büyüklük 82 milyar dolara ulaştı. BES ve OKS dahil 18 milyona yaklaşan katılımcı sayısı ve 2,2 trilyon TL’yi aşan fon büyüklüğü, sigorta ve emeklilik sisteminin finansal mimarideki yerini daha da güçlendirdi. Yaklaşık yüzde 50’ye yaklaşan büyüme, 2026 için sağlam bir sıçrama zemini oluşturdu.
2026’yı yalnızca bir büyüme yılı değil, çok boyutlu bir dönüşüm süreci olarak değerlendiriyorum. Artan risk bilinci, işletmelerin ölçek büyütmesi, dijitalleşme ve sağlık alanındaki yeni düzenlemeler; sektörün hem hacmini genişletecek hem de kapsama alanını derinleştirecek. Yangın, deprem, sağlık ve iş sürekliliği teminatlarına talep artarken; tarım, mühendislik ve nakliyat branşlarında toparlanma hızlanacak. Reasürans piyasalarında artan kapasite, fiyatlamaları daha öngörülebilir hale getiriyor.
Bu dönemde sağlık enflasyonu, tıbbi teknoloji maliyetleri, iklim kaynaklı riskler, eksik değerleme ve düşük sigortalılık oranı dikkatle yönetilmesi gereken başlıklar arasında yer alıyor. Ticari alacaklarda tahsilat risklerinin artması da sektör gündeminde. Buna karşın küresel reasürans piyasalarının daha sağlıklı işlemesi, risk yönetimi açısından olumlu bir zemin oluşturuyor.
2025 yılı sonunda 1.2 trilyon TL’yi aşan prim üretiminin, 2026 yılında 2 trilyon TL’ye ulaşmasını öngörüyoruz. Bireysel segmentte erişimin genişletilmesi, elektrikli ve otonom araçlara yönelik yeni ürünler, trafik branşındaki düzenlemeler ve katılım sigortacılığındaki ivme bu büyümeyi destekleyecek. Hayat sigortalarında ise yatırım fonlu ürünlerin ön plana çıktığını görüyoruz. Bu ürünler, tasarruf disiplinini güçlendirirken sigortayı daha geniş bir kitleyle buluşturuyor.
Tasarruf tarafında BES’in ulaştığı seviye son derece kıymetli. 10 milyon gönüllü BES katılımcısı ve toplamda 18 milyon kişiye ulaşan sistem, Türkiye’nin uzun vadeli finansman potansiyelini açık biçimde ortaya koyuyor. 2026’da Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi’nin devreye girmesiyle 20 milyonun üzerinde kişinin sisteme dahil olmasını ve fon büyüklüğünün GSYH’nin yüzde 10’una ulaşmasını bekliyoruz. TES, uzun vadeli tasarrufların en güçlü kaldıraçlarından biri olacak.
Özel sağlık sigortacılığı da önemli bir eşikten geçti. 1 Ocak 2026’da yürürlüğe giren Yeni Sağlık Sigortası Yönetmeliği, sektörün en temel ihtiyacı olan güven ortamını güçlendirdi. Müşteri odaklı bu çerçeve; ömür boyu yenileme güvencesini güçlendiren, şirket geçişlerinde standartlaşmayı sağlayan ve belirsizlikleri azaltan bir yapı sundu. Bugün özel sağlık sigortaları, yalnızca bir finansman aracı değil, toplumsal fayda üreten bir kalite standardı haline geliyor.
Önümüzdeki dönemde hedefimiz, Türkiye’nin yüzde 2,8 seviyesindeki sigorta penetrasyon oranını 2030 yılında yüzde 5’e çıkarmak. Risk farkındalığını artırmaya, daha kapsayıcı ürünler geliştirmeye ve gençler ile KOBİ’lere yönelik programlara odaklanıyoruz. Mikro sigortacılık, parametrik ürünler ve yeşil sigorta modelleri bu dönüşümün önemli araçları olacak.
2030 vizyonumuz; prim üretiminin 50 milyar dolara ulaşmasını, BES fon büyüklüğünün 5 trilyon TL seviyesine çıkmasını ve sigortalılık oranının yüzde 5’e yükselmesini öngörüyor. Bu vizyon, yalnızca sektörün büyümesini değil, Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal dayanıklılığını güçlendirmeyi hedefliyor.


