DEİK BAŞKANI NAİL OLPAK: “AVRUPA’NIN ARADIĞI GÜVENİLİR ORTAK TÜRKİYE’DİR”
DEİK Başkanı Nail Olpak, küresel ticaretin yeniden şekillendiği bu dönemde Türkiye’nin dış ekonomik ilişkilerde nasıl daha güçlü bir konum alabileceğini ve iş dünyasının değişen dengeler karşısında hangi stratejik adımları atması gerektiğini dergimize anlattı.
DEİK öncülüğünde Türk iş dünyasının Avrupa Birliği’ne mektubunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye-AB ekonomik ilişkilerinde bugün en kritik gündem başlıkları neler? DEİK olarak Ocak ayında AB Komisyonu Başkanına, Avrupa Konseyi Başkanına ve AB Parlamentosu Başkanına hitaben yaz dığımız ve DEİK başkanı olarak benim, Avrupa Koordinatör Başkanımız Mehmet Ali Yalçındağ’ın ve AB ülkeleri iş konse yi başkanlarının imzasını mektubumuzu Financial Times’ta yayımlamıştık. Mektup la verdiğimiz mesaj ile Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki entegrasyon sürecinin yeniden canlandırılması ve Türkiye’nin Avrupa’nın stratejik geleceğinde daha güçlü bir şekilde konumlandırılması hedefleniyor. Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin Avrupa’nın stratejik özerkliğine ve küresel güvenliğine katacağı değeri de hatırlatıyoruz. Ocak ayın da yayımlanan bu mektubun bir benzerini de EU 6 olarak bilinen Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda, Polonya ve AB’nin kurucu ülkelerinden olan Belçika’nın siyasi liderleri ne ilettik.
Türkiye ile AB arasında gümrük birliği sonrası gelen bir ekonomik entegrasyon vardı. Ancak aradan geçen zaman içerisin de özellikle son yıllardaki küresel ekonomi ve ticaretteki yaşanan paradigma değişikliklerini de dikkate aldığımızda, mevcut ekonomik entegrasyonumuzun yeniden yapılandırılması bir zaruriyet hâlini almıştır. Özellikle AB’nin kendi sanayisi, araştırma ve inovasyon kapasitesini ve rekabetçiliğini desteklemek amacıyla attığı adımları ve yeni ortaklar edinme çalışmalarını da yakından takip ediyoruz. Bu noktada AB’ye vereceğimiz mesaj çok net: Aradığın ortak yanı başında duruyor. Mevcut entegrasyonumuzu çok daha üst seviyeye çıkardığımız zaman sadece ülkemize değil, Avrupa’ya da önemli kazanç sağlayacaktır. Buradaki en büyük talebimiz ve iletişim stratejimizin odağında yer alan en önemli konu ülkemizin bir an önce AB üyeliğine alınmasıdır.
Bununla beraber gümrük birliğindeki revizyon, kamu alımlarına ülkemizin de dahil edilmesi, vize sorunları, tır kotaları, yeşil ve dijital ekonomiye geçiş aşamalarında iş birliği gibi birçok gündem maddemiz yer almaktadır.
Haziran ayında Cumhurbaşkanımızın katılımıyla gerçekleştirilecek DEİK Genel Kurulu kapsamında iş dünyasına hangi mesajların verilmesini bekliyorsunuz? Bu toplantının Türkiye’nin ekonomik diplomasi hedefleri açısından önemini nasıl değerlen diriyorsunuz?
DEİK’in 39. Olağan Mali Genel Kurul ve Ustalara Saygı Ödül Töreni 6 Haziran 2026 tarihinde gerçekleştirilecektir. Genel Kurulumuz sadece bir genel kurul olmasının ötesinde çok geniş katılımlı bir DEİK istişare toplantısı olarak da anlam ifade etmektedir. Bu çerçevede küresel ekonomik ve jeopolitik gelişmelerin ekonomi ve ticaret üzerindeki etkisi, artan korumacılık eğilimlerinin, sıcak sa vaşların, tedarik zincirlerindeki yeniden yapılanmaların, enerji gü venliği ve tedariği ve ticaret koridorlarına ilişkin güncel gelişmelerin ve bunların ülkemiz ekonomisine etkisi gibi çok fazla kavramı ve gelişmeyi istişare etme fırsatı bulduğumuz bir genel kurul olacak. Bu çerçevede 2 önemli mesajın gündeme gelmesini bekleyebiliriz. Birisi Avrupa ile olan ilişkilerimize ilişkin mesajlar. AB bugün bir yeniden yapılanma gayreti içerisindedir. Bu yapılanmada yanına güvenilir bir ortak olarak Türkiye’yi alıp mevcut ekonomik enteg rasyonumuzu AB tam üyeliği ile sonlandırırsak, bundan biz değil, Avrupa da çok kazançlı çıkacaktır. Bir diğer önemli mesaj da ülke mizin son yıllarda artan jeopolitik kırılmalar ve savaşlar karşısında tüm yatırımcılar için güvenli bir yatırım, üretim ve lojistik merkezi olduğu yönünde olacaktır.
Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakatı, CBAM ve yeni ticaret politikaları kapsamında Türk şirketlerinin rekabet gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz? DEİK bu süreçte iş dünyasına nasıl destek oluyor?
Türk şirketleri açısından hem önemli riskler hem de ciddi fırsatlar barındırıyor. Özellikle Avrupa pazarına yüksek ölçüde entegre olan Türk sanayisi için bu dönüşüm artık çevresel bir gündemden ziyade doğrudan bir rekabet meselesi hâline gelmiş durumda. Türkiye’nin AB’ye ihracat yapısına baktığımızda; demir-çe lik, alüminyum, çimento, otomotiv, kimya, tekstil ve beyaz eşya gibi karbon yoğun sektörlerin öne çıktığını görüyoruz. Bu nedenle CBAM’ın tam uygulanmasıyla birlikte karbon maliyetlerini yönete meyen şirketlerin fiyat avantajı kaybetmesi söz konusu olabilir. An cak diğer taraftan Türk üreticileri için önemli bir avantaj da bulunu yor: Avrupa’ya coğrafi yakınlık, güçlü sanayi altyapısı, esnek üretim kapasitesi ve gelişmiş tedarik zinciri entegrasyonu. Bugün Avrupalı şirketler yalnızca düşük maliyetli üretici aramıyor; aynı zaman da düşük karbon ayak izi, sürdürülebilir tedarik zinciri, izlenebilir üretim, yenilenebilir enerji kullanımı, ESG uyumu gibi kriterlere de bakıyor. Türk şirketleri bu dönüşümü zamanında gerçekleştirebil dikleri ölçüde Avrupa tedarik zincirlerinde daha güçlü bir konuma yükselebilirler. Firmalarımızın da bu çerçevede çalışmalarını yakın dan takip ediyoruz ve olumlu bir gidişat olduğunu söyleyebiliriz.
DEİK olarak biz de bu konuda 3 farklı açıdan destek olmaya çalışıyoruz. Birincisi firmaların bu süreç içerisindeki hazırlıkları için bilgilendirme, farkındalık oluşturma, eğitim, danışmanlık gibi destek faaliyetlerimize devam ediyoruz. İstanbul Kalkınma Ajansı tarafından bu çerçevede sağlanan hibe programlarından faydalanarak üniversiteler ile iş birliği içerisinde destek faaliyetlerimizi çeşitlendiriyoruz.
Bir diğer destek olma yöntemimiz ise kamudaki politika yapımcılar ile kurduğumuz iletişim ile politika yapım sürecine destek olmaktır. Firmalarımızdan gelen geri bildirimlerle de ihtiyaç duyulan mevzuatın ve uygulamanın şekillenmesinde destek oluyoruz.
Son olarak ve DEİK’i diğer iş dünyası örgütlerinden ayıran en öneki avantajımız olan dış networkümüzü kullanarak AB ülkeleri olan iletişimimizde lobi faaliyetlerimizi etkin bir şekilde kullanarak onların çıkarlarını savunuyoruz.
Bu yıl gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu iş dün yası diplomasisi açısından nasıl bir tablo ortaya koydu? Forumun Türkiye ekonomisine katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Antalya Diplomasi Forumu yalnızca klasik diplomatik te masların yürütüldüğü bir platform olmanın ötesine geçerek, ticari diplomasi ve iş dünyası diplomasisinin giderek daha merkezi bir rol üstlendiğini gösteren önemli bir tablo ortaya koyuyor. Özellikle küresel jeopolitik kırılmaların, ticaret savaş larının, enerji güvenliği tartışmalarının ve tedarik zinciri dönü şümünün hızlandığı bir dönemde forum; siyaset, diplomasi ve ekonomi ve ticaret arasındaki bağın artık çok daha iç içe geç tiğini ortaya koyması açısından önemli bir platform. Forumda, yalnızca devlet temsilcilerinin değil; yatırımcıların, iş dünyası kuruluşlarının, finans çevrelerinin ve özel sektör temsilcileri nin de süreçlere aktif şekilde dahil olması önemli bir unsur. Bu durum Türkiye’nin “çok boyutlu diplomasi” yaklaşımının eko nomik ayağını güçlendirdiğini gösteriyor.
Antalya Diplomasi Forumu (ADF) – DEİK iş birliğiyle düzenlenen Jeopolitik Belirsizlikler Çağında Avrupa’nın Rekabet Gücü Panelini Lüksemburg Büyük Dükalığı Başbakan Yardımcısı, Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı, Kalkınma İşbirliği ve İnsani İşler Bakanı Xavier Bettel, Moldova Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Mihai Popşoi, İzlanda Dışişleri Bakanı Thorgerdur Katrin Gunnarsdottir, İrlanda Avrupa İşleri ve Savunmadan Sorumlu Devlet Bakanı Thomas Byrne ve T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu’nun katılımlarıyla gerçekleştirdik.
Forumun Türkiye ekonomisine katkısını ise birkaç düzlemde değerlendirmek yerinde olacaktır: İlk olarak, yatırım diplomasisi açısından önemli bir vitrin işlevi gören Forum, çok sayıda ülkenin üst düzey temsilcisi ne ve küresel şirket yöneticisine, Türkiye’nin yatırım ortamının doğrudan anlatılabilmesi imkânı sağlıyor. İkinci olarak, Türk özel sektörünün küresel karar alıcılarla doğrudan temas kurabilmesi açısından önemli bir networking zemini oluşturuyor. Bu durum özellikle DEİK, sektör birlikleri ve Türk şirketleri açısından yeni ortaklıkların önünü açıyor.
Üçüncü olarak ise, Türkiye’nin jeoekonomik konumunu güçlendiren bir “soft power” aracı işlevi görüyor. Diploma tik görünürlüğün artması; ticaret, turizm, finans ve yatırım algısına da olumlu yansıyabiliyor.
Bugün küresel ekonomide sermaye yalnızca mali göstergelere değil; siyasi istikrara, diplomatik kapasiteye ve bölgesel etki gücüne de bakıyor. Antalya Diplomasi Forumu bu açıdan Türkiye’nin uluslararası sistemdeki stratejik ağırlığını görünür kılan önemli platformlardan biri hâline gelmiş durumda.
Son yıllarda DEİK’in çalışmaları sonucunda Türk iş dünyasının uluslararası alanda elde ettiği en önemli kazanımlar sizce neler oldu?
DEİK’in son yıllardaki çalışmaları, Türk iş dünyasının uluslararası alandaki görünürlüğünü ve kurumsal erişim kapasitesini önemli ölçüde artırdı. Özellikle küresel ekonominin daha parçalı, jeopolitik risklerin daha belirleyici hâle geldiği bir dönemde DEİK’in yürüttüğü ticari diplomasi faaliyetleri Türk özel sektörüne stratejik avantajlar sağladı. Bence en önemli kazanımlardan biri, Türk iş dünyasının yalnızca ihracat yapan bir yapıdan çıkarak daha fazla yatı rım yapan, ortaklık kuran ve küresel ağlara entegre olan bir aktöre dönüşmesidir. Bugün Türk şirketleri Afrika’dan Körfez bölgesine, Orta Asya’dan Avrupa’ya kadar çok geniş bir coğrafyada daha görünür ve daha etkin konumda.
Türk şirketlerinin üst düzey karar alıcılara erişim kapasitesi önemli ölçüde arttı. DEİK’in İş Konseyleri aracılığıyla yürüttüğü ticari diplomasi modeli sayesinde şirketler birçok ülkede doğrudan bakanlar, yatırım ajansları, egemen varlık fonları ve büyük yatırımcılarla temas kurabiliyor. Türkiye’nin “tedarik zinciri merkezi” konumu güçlendi. Pandemi sonrası dönemde Avrupa merkezli şirketlerin yakın coğrafyada güvenilir üretim partneri arayışında Türkiye’nin öne çıkmasında DEİK’in uluslararası temaslarının katkısı oldu.
Türk özel sektörünün küresel algısı değişmeye başladı. Artık Türkiye sadece maliyet avantajı sunan bir üretim ülke si olarak değil; teknoloji geliştiren, yatırım yapan, kriz yönetebilen ve bölgesel bağlantılar kurabilen bir ekonomi olarak daha fazla değerlendiriliyor. Ayrıca DEİK’in son dönemde yalnızca ticaret artırmaya odaklanan klasik yaklaşımın öte sine geçerek yeşil ekonomi, dijital ekonomi, yapay zekâ, enerji dönüşümü, sürdürülebilir finansman, start-up ve teknoloji ekosistemi gibi yeni nesil başlıklara ağırlık vermesi de önemli bir dönüşüm işareti olarak değerlendirilebilir.



