Dünya ve Türkiye Ekonomisinde 2025 Gelişmeleri ve 2026 Yılına İlişkin Beklentiler
DÜNYA EKONOMISI: BÜYÜME, TICARET VE YATIRIMLAR
Dünya ekonomisinde 2020 yılında salgın ile başlayan ve sonrasında sıcak savaşlar, jeopolitik riskler gibi unsurlarla artan kırılganlıklar, tedarik zincirlerindeki yeniden yapılanma, ticaret savaşları, artan korumacılık eğilimleri gibi riskler 2025 yılında da kısmen devam etmiştir. Bu yılın hikayesinde ise nisan ayında ABD’nin açıkladığı yeni tarifeler başrol oynamıştır. Bir yandan küresel ticaret üzerindeki politik belirsizlik artmış bir yandan da ticaret yapmanın maliyeti artmıştır. Bu sancılı süreçte önce küre sel büyümeye ilişkin tahminler aşağı doğru revize edilmiş sonrasında ise kısmen anlaşmaların sağlanması ve be lirsizliğin azalması ile tekrar yukarı yönlü revize edilmiştir.
Geldiğimiz noktada 2024 yılında yüzde 3,3 olan küresel büyümenin 2025 yılında yüzde 3,2’ye, 2026 yılında ise yüzde 3,1’e gerilemesi beklenmektedir. Bu büyümeye başta Avrupa Birliği olmak üzere gelişmiş ülkelerin daha az katkı vermesi, gelişmekte olan ülkeler ile az gelişmiş olan ülkelerin ise daha fazla katkı vermesi beklenmektedir. Küresel belirsizliklerin öngörülenden daha uzun sürmesi, artan korumacılık eğilimleri ve yapay zekanın gelişimine bağlı olarak işgücü şokları büyüme üzerinde risk faktörleri olarak ön plana çıkmaktadır.
2025 yılı başında küresel mal ticaretinin yüzde 3 oranında artması bekleniyordu. Ancak nisan ayında tarife savaşlarının zirveye çıkmasıyla bu beklentiler düşüşe geçti ve mal ticaretinin büyümesinin 2025’te yüzde 2,4, 2026’da ise yüzde 0,5 olması öngörüldü. Buna karşılık, salgın sonrası küresel ticarette daha fazla önem kazanan hizmet sektörü ihracatının 2024’te yüzde 6,8 büyümesinin ardından, 2025’te yüzde 4,6 ve 2026’da yüzde 4,4 oranında artması beklenmektedir.
Arka arkaya 2 yıl gerileme gösteren küresel yatırımların da 2025 yılında yüzde 3 oranında azalması beklenmektedir. Jeopolitik gerginlikler, bölgesel çatışmalar, ekonomik parçalanma, gelişen endüstriyel politikalar ve tedarik zincirlerindeki riskleri azaltmaya yönelik çokuluslu çabaların doğrudan yabancı yatırım akışlarını olumsuz etkilemeye devam etmesi muhtemeldir.
TÜRKİYE EKONOMİSİ
Dezenflasyonu hedefleyen programın uygulanmasına 2025 yılında da devam edilmiştir. Enflasyondaki gerilemeye paralel olarak yılın başında yüzde 46 olan TCMB faiz oranı önce yüzde 43,5’e sonrasında yüzde 41’e indirildikten sonra mart ayında finansal piyasalarda yaşanan dalgalanmalara dayandırılarak geçici olarak yerini tekrar faiz artırımına bırakmış ve nisan ayında yüzde 44,5’e yükseltilmiştir. Son rasında piyasalardaki normalleşmenin tesis edilmesi ve enflasyondaki gerilemeye paralel olarak faiz indirimlerine devam edilmiş ve yüzde 38 seviyesine kadar indirilmiştir. 2024 yılı sonunda yüzde 44,38 olan enflasyon kademeli olarak alzarak mayıs ayında yüzde 35’e kadar gerilmiştir. Ancak yaz aylarından sonra enflasyındaki gerileme devam etmekle beraber hızındaki azalma dezenflasyon sürecini yavaşlatmıştır. Böylece yıl sonunda yüzde 30’un altına inmesini beklediğimiz yıllık TÜFE artış oranının yüzde 30 31 ile yılı kapatması beklenmektedir. Dezenflasyon süre cinin yavaşlamasında eğitim, sağlık ve konut gibi hizmet f iyatlarındaki katılıklar ve yaşanan don olaylarının tarımsal gıda ürünlerindeki fiyat artışlarına yol açması önemli bir rol oynamıştır. Dezenflasyon programının 2026 yılında ekonomi politikalarının temel aksını oluşturması beklenmektedir. Enflasyon bu yıl her ne kadar yüzde 30’un altına inmekte katılık gösterse de 2026 yılında bu direncin kırılarak yüzde 20 seviyesine kadar gerilemesi beklenmektedir. Enflasyonla mücadele programında TCMB’nin uyguladığı sıkı para politikasına ilave olarak özellikle hizmet sektörlerindeki fiyat katılığını kıracak, beklentileri olumluya çevirecek adımlar ile deprem harcamalarının azalmasına bağlı olarak sıkı maliye politikasınn devreye girmesi gibi adımların da hayata geçirilmesi önem arz edecektir.
Uygulanmakta olan dezenflasyon politikasının reel sektör üzerindeki maliyetleri de devam etmektedir. 2024’ün Nisan ayında 50’nin altına gerileyen PMI verisi o tarihten bu yana 50’nin altında seyretmiş Eylül 2025 itibarıyla 46,7 olmuştur. Özellikle emek-yoğun sektörlerdeki gerileme çok daha belirgin olup, üretimdeki kayıplar bu sektörlerde istihdam kaybına da yol açmaya başlamıştır.
2024 yılında yüzde 3,3 olan ekonomik büyüme 2025’in ilk çeyreğinde yüzde 2,3’e geriledikten sonra yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 3,7 oranında artarak kısmen toparlanma eğilimi göstermiştir. Böylece yılın ilk yarısında büyüme oranı yüzde 3,7 olmuştur. Sektörel olarak bakıldığında ilk çeyrekte sanayi üretimi daralma gösterirken ikinci çeyrekte yüzde 6,1 oranında artış göstermiştir. Yılın ilk yarısındaki büyümede en önemli katkı deprem harcamalarının ve kentsel dönüşüme verilen teşviklerin etkisiyle inşaat sektörü olmuştur. Talep tarafında ise hane halkı tüketim harcamalarının güçlü seyrini gösterdiği, yatırımların ise ilk çeyrekte yüzde 1,8 ılımlı arttıktan sonra ikinci çeyrekte yüzde 8 oranında artarak daha güçlü katkı verdiği görülmektedir. İhracat ise pozitif bölgede kalmakla beraber ılımlı katkı vermeye devam etmektedir. Eylül ayında güncellenen Orta Vadeli Programa göre büyümenin 2025 yılı için yüzde 3,3, 2026 yılında ise yüzde 3,8 olarak gerçekleşmesi tahmin edilmektedir.
Küresel ticaretteki dalgalanmalar ve ülkemizde uygulanan dezenflasyon programının ihracatımız üzerindeki etkisi 2025 yılında da devam etmiştir. 2025 Ekim ayı itibarıyla 12 aylık ihracatımız yıllık yüzde 3,1 oranında artarak 270 milyar doları bulmuştur. İthalat ise yüzde aynı dönemde yıllık yüzde 6,1 oranında artarak 360 milyar doları bul muştur. Her iki veri de Orta Vadeli Program’daki hedefler ile tutarlı bir görünüm sergilemektedir. Ancak ihracat tarafında yüksek teknolojili ürün ihracatımızın payı hala yetersiz olup artırılmasına yönelik programlara öncelik verilmesi gerekmektedir. İthalat tarafında ise 2025 yılı içerisinde tüketim malı ithalatı yatırım malı ithalatını aşmıştır ki bu yurt içi üretime sekte vurmaktadır. He ne kadar e-ticaret üzerinden ithal edilen tüketim mallarına sınırlama getirilmiş olsa da bu alanda daha fazla adım atılması gerektiği değerlendirilmektedir.
Son olarak 2025 yılında Türkiye’ye gelen doğru dan yabancı yatırım miktarı da eylül ayı itibarıyla yıllıklandırılmış olarak 15 milyar doları aşmıştır ki bu tutar 2015 yılından sonraki en yüksek tutar olarak kaydedilmiştir. Düşen enflasyon ve ülke risk primi, yüksek teknoloji yatırımı için getirilen yeni teşvikler ve yatırım ortamını iyileştirici düzenlemeler ile artan güven ve istikrar ortamı bu yatırımın gelmesinde kilit rol oynamıştır.



