Finansal Risk Yönetimi ve Döviz Dalgalanmalarına Karşı Türk Şirketlerinin Uygulayabileceği Stratejiler
Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde finansal istikrarın korunması, sadece para politikası kurumlarının değil, aynı zamanda şirketlerin risk yönetimi stratejilerinin de etkinliğiyle doğrudan ilişkilidir
Global ölçekteki finansal belirsizlikler, ticaret savaşları, artan jeopolitik tehditler ve yeniden şekillenen para politikaları finansal piyasalardaki volatiliteyi artırıyor. Bu ortamda dövizdeki olası dalgalanmalara karşı şirketlerin kur riski yönetim planlarını tekrar gözden geçirmeleri ve yeni paradigmaya uygun bir biçimde sağlamlaştırmaları gerekiyor. Özellikle ithal bağımlı girdi yapısına sahip reel sektör firmaları açısından döviz kurlarındaki ani hareketler, nakit akışı, bilanço sağlığı ve uzun vadeli yatırım kararları üzerinde ciddi etkilere yol açabiliyor. Büyük ya da küçük ölçek fark etmeksizin ithalat/ihracat gerçekleştiren sanayi kuruluşlarından döviz borçlanabilen veya dövizle fiyatlanan hammadde ticareti yapan KOBİ’lere kadar bu kapsamda bir strateji oluşturulması gerekiyor.
Bu bağlamda, döviz riski, sadece şirketlerin finansal sürdürülebilirliği için değil, makro düzeyde ekonomik istikrarın sürdürülebilirliği açısından da önemlidir. Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde finansal istikrarın korunması, sadece para politikası kurumlarının değil, aynı zamanda şirketlerin risk yönetimi stratejilerinin de etkinliğiyle doğrudan ilişkilidir. Kur riski, firmanın mali yapısı, finansal planı, hedefleri, stratejileri, içsel süreçleri gibi birçok faktörü etkileyen sistematik bir çözüm zinciri gerektirir. Ayrıca, kur riski, şirketin uzun vadedeki yapısını tehdit ederken sistematik riskleri arttırmaktadır. Bu nedenle, Türk şirketlerinin kur riskine karşı daha dirençli ve sürdürülebilir yapılar inşa edebilmesi için bazı temel prensipleri hayata geçirmeleri artık bir tercihten çok zorunluluk haline gelmiştir.
Finansal risk yönetiminin en temel adımı risk türünün kaynağını bulup analiz etmektir. Ölçülen risk, alınacak önlemlerin temellerini oluşturmaktadır. Buna bağlı olarak Türkiye’de kur riskini yönetirken firmaların yaşadığı temel zorluklardan biri de finansal okuryazarlık eksiğidir. Firmaların bir kısmı, risk yönetimi araçlarını yeterince tanımamakta ve bu nedenle stratejik planlamalarını sağlam temellere oturtamamaktadır. Şirketlerin kur riskine karşı dayanıklı hale gelebilmeleri, yalnızca finansal araçlara erişimle değil, bu araçların nasıl ve ne zaman kullanılacağını bilmeleriyle mümkündür. Ayrıca birçok şirket kur riskini kısa vadeli dalgalanmalar olarak değerlendirmekte ve bu nedenle önlem alma konusunda gecikmektedir.
Bu noktada ilk etapta şirketlerin net döviz pozisyonlarını belirlemesi ve bu pozisyonun yapısal mı yoksa geçici mi olduğuna karar vermesi gerekmektedir. Burada net döviz pozisyonlarının düzenli takibi sadece döviz gideri olan firmaların değil döviz geliri üzerinden çalışan firmaların da yakinen takip etmesi gereken bir göstergedir. Finansal okuryazarlığın artırılması, kur riskinden korunmaya olanak sağlayan finansal araçların tanınması, risk yönetimi bilincinin geliştirilmesi ve iç denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ile kur riskine karşı sağlam bir yapı kurgulanabilir. Bu noktada riskten korunmanın aslında en temel adımlarından biri risk oluşmadan önüne geçmektedir. Özellikle son 10 yıl içerisinde yapılan düzenlemelerle Türkiye’deki şirketlerin döviz kredisi kullanımı için çeşitli kurallar getirildi. Aslında en temelde amaçlanan döviz geliri olmayan işletmelerin/firmaların döviz kredisine yani döviz açık pozisyonuna sahip olmasının önüne geçmekti. Çünkü, döviz kurunda meydana gelen her artış, bu firmaların borç yükünü artırmakta ve finansal yapılarının bozulmasına neden olmaktaydı. Bu bağlamda söz konusu düzenlemelerin reel sektör döviz açık pozisyonuna önemli katkısı oldu. Bu noktada regülasyonlar çerçevesinde döviz kredisine erişim imkânı olan şirketlerimizin de salt fiyatlama dışında döviz finansman kanallarını iyi analiz etmesi gerekiyor. Özellikle finansman vadeleri ile döviz gelir kaynakları arasında vade uyuşmazlığının minimize edilerek finansmanların tercih edilmesi dalgalanmalara karşı şirketlerimize bir koruma sağlayacaktır. Kur riskine karşı uygulanabilecek temel yöntemlerden bir diğeri gelir ve giderlerin aynı para birimi üzerinden yürütülmesini sağlayan doğal korunma (natural hedge) yöntemidir. Örneğin, ihracat yapan bir firmanın, hammadde tedarikini dövizle yapması veya dövizle gelir elde eden bir firmanın döviz borçlanması kur riskini en aza indirir. Bu tür operasyonel dengeleme ayarlamaları, finansal türevlerin kullanımına gerek kalmadan döviz dalgalanmalarının etkilerini sınırlamaya yardımcı olur.
İşinin doğası ve faaliyet alanı gereği uzun veya kısa döviz pozisyonu taşımak zorunda olan şirketler için de yurtiçinde finansal piyasalar oldukça geniş işlem seti sunmaktadır. Her ne kadar türev araçlar günümüzde bir araç olmaktan çıkıp alıp/satılabilen bir meta haline getirilmiş olsa da kurgulanma amacına uygun kullanılması halinde şirketlerimizin kur riski yönetimine önemli katkı sağlayacaktır. Bu noktada söz konusu ürünlerin doğru anlaşılması ve şirketin risk iştahına uygun şekilde kullanılması kritik önemdedir. Konvansiyonel bankaların yanı sıra katılım bankalarının da son yıllarda finansal risk yönetimine katkı sağlayacak ürün portföyü oldukça gelişmiş durumda. Dolayısıyla risk yönetimini kurgularken finans profesyonellerinden ihtiyaca uygun destek/danışmanlık alarak bu araçları doğru şekilde kullanmak önemli avantaj sağlayabilir.
Katılım bankacılığı açısından bakıldığında ise, katılım bankacılığı sadece faizsiz finans ilkelerine değil aynı zamanda reel ekonomiye dayalı, risk paylaşımına açık bir iş modeline dayanır. Bu yönüyle, finansal riskin dönüştürülmesi ve reel sektörle entegre yönetilmesi açısından farklı avantajlar sunar. Katılım bankaları, müşterileriyle ortaklık ve ticaret temelli çözümler geliştirerek, risklerin daha dengeli ve adil biçimde dağıtılmasını sağlayabilir. Katılım bankaları bünyesinde yukarıda bahsetmiş olduğum doğal korunma stratejileriyle tutarlı ve ortaklık temelli bir finansman yapısı oluşturmak mümkündür.
Özetle, firmaların, kur riskine karşı daha dirençli hale gelmeleri, yalnızca kendi bilançoları açısından değil, Türkiye ekonomisinin genel istikrarı açısından da olumlu sonuçları beraberinde getirmektedir. En başta söylediğim gibi firmaların kur riskine karşı kendini korumaları ve sağlam temellere dayalı finansal risk yönetim sistemi oluşturmaları bir tercih değil bir zorunluluk haline gelmiştir. Firmalarımızın önce riskin kaynağını doğru tespit etmesi, riski oluşturmama yollarını araştırması ve var olan risklerden maksimum düzeyde korunmak için temel yöntemlere ve finans profesyonellerine başvurmaları gerekmektedir.



