KANADA-TÜRKİYE ARASINDAKİ İLİŞKİLERDE PARADİGMA DEĞİŞİMİ: KISITLAMALARDAN KURUMSAL İLİŞKİYE GEÇİŞTEKİ FIRSATLAR

Kanada ve Türkiye, NATO müttefiki iki ülke olmasına rağmen aralarındaki ilişki uzun yıllar boyunca hem coğrafi mesafe hem de tarafların birbirini sınırlı ölçüde tanıması nedeniyle potansiyelinin geri sinde kalmıştır. Başka bir deyişle, her iki ülke aynı çok taraflı yapıların parçası olsa da, ikili ilişkilerin kurumsal boyutu, Türkiye’nin aynı yapılar içindeki diğer ülkeler ile olan ilişkilerine kıyasla yeterince derinleşmemiştir.

Kanada’nın 2020-2024 yılları arasında Türkiye’ye yönelik savunma sanayi ihracat kısıtlamaları, yalnızca savunma iş birliğini değil, siyasi ve ekonomik ilişkilerin genel çerçevesini de önemli ölçüde sınırlandırmış tır. Bu kısıtlamaların Nisan 2024’te kaldırılması ise, iki köklü NATO müttefiki ülke arasındaki siyasi zeminin yeniden güçlenmeye başlamasını sağlamıştır.

Bu tarihten sonra ilişkiler; üst düzey temaslar, enerji ve savunma başta olmak üzere sektörel iş birlikleri aracılığıyla ivme kazanmış ve daha kurumsal, daha pragma tik bir çizgiye yönelmiştir. Değişen siyasi zemine rağmen, ilişkiye kalıcılık kazandıracak kurumsal mimari hâlen tam anlamıyla oluşmamıştır.

KISITLAMADAN YENİ BİR STRATEJİK ÇERÇEVEYE

Kanada-Türkiye ilişkileri, mevcut kurumsal altyapının düşündürdüğünden daha köklü bir geçmişe sahiptir. 1922 Çanakkale Hadisesi sırasında o dönemin Başbakanı Mackenzie King’in, İngiltere’nin yanında Türk millî hareketine karşı Kanada askerî gücü tahsis etmeyi reddetmesi, Kanada’nın dış politika bağımsızlığını ortaya koyduğu en erken örneklerden biri olarak kabul edilmek tedir. Bu tutum, ölçülü ve çıkar odaklı bir dış politika yaklaşımının erken yansımalarından biri olmuş; ancak ikili ilişkiler sonraki dö nemlerde bu çizgiyi her zaman aynı ölçüde koruyamamıştır.

Bunların en belirgin örneklerinden biri, 1915 olaylarını Türkiye’nin resmî pozisyonundan farklı bir çerçevede ele alan 2002 ve 2004 tarihli parlamento kararlarıdır. Ermenistan Başbakanı Nikol Pashinyan’ın 2024’ten itibaren soykırım söyleminin bazı unsurlarını kamuoyu önünde sorgulaması ve Karabağ’ı Azerbaycan toprağı olarak tanıması Ermeni resmî söyleminin değişmekte olduğuna işaret etmesine karşın, Kanada bu konudaki tutumunu henüz revize etmemiş; mesele, ikili ilişkiler açısından çözüm bekle yen bir başlık olarak gündemde kalmaya devam etmiştir.

Son yirmi yılda Türkiye-Kanada ilişkilerin deki en önemli kırılmalardan biri de, bu tarih sel ve siyasi tartışmalardan değil, 2020 yılında alınan sektörel bir karardan kaynaklanmıştır. Eylül 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından Kanada, Türk insansız hava araçlarında kullanılan bazı bileşenlere ilişkin ihracat izinlerini, son kullanım kaygılarını gerekçe göstererek önce askıya almış, ardından iptal etmiştir.

Kısıtlamaların 2024’te kaldırılması, Kanada’nın aynı dönemde dış ticarette tek bir büyük pazara bağımlılığının yarattığı ekonomik ve stratejik riskleri tartıştığı bir döneme denk gelmiş; bu dönüş, değişen jeopolitik koşullarda daha çıkar odaklı bir ilişki zeminine geri dönüldüğünü göstermiştir. Bunun ardından her iki ülke siyasi diyaloğu canlandırma yönünde adım atmış; Kanada Dışişleri Bakanı Mélanie Joly’nin Mayıs 2024’te Türkiye’ye gerçekleştirdiği ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüştüğü ziyaret diplomatik kanalların yeniden açılmasını sağlamıştır.

2025 yılı boyunca ve 2026’nın ilk aylarında ilişkiler, liderlik düzeyindeki temasların etkisiyle görünür bir ivme kazanmış; kurumsal yapı ise bu siyasi dinamizmi tam anlamıyla destekleye bilecek olgunluğa henüz erişememiştir. Ortak Ekonomik ve Ticaret Komitesi (JETCO), Ocak 2026’da Ottawa’da Türkiye’den Mustafa Tuzcu ve Kanada’dan Rob Stewart’ın eş başkanlığında toplanmış; henüz somut sonuçlar üretmemiş olsa da ilişkilerin kurumsal bir çerçevede ilerletilmesi yönündeki iradenin önemli bir göstergesi olmuştur.

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Kanada Başbakanı Mark Carney, 2025 yılında iki kez, New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Johannesburg’daki G20 Zirvesi vesilesiyle bir araya gelmiştir. Ancak her iki temasın da bağımsız ikili ziyaretler yerine çok taraflı zirveler çerçevesinde gerçekleşmiş olması, ilişkilerin kurumsal zemininin hâlen sınırlı kaldığını göstermektedir. Carney’nin “orta güçler” yaklaşımını öne çıkarması ve Türkiye’yi çok kutuplu bir ekonomide vazgeçilmez bir ortak olarak konumlandırması ise, ikili ilişkiler için bugüne kadarki en net stratejik çerçeveyi sunmuştur.

ÜÇ STRATEJİK ALAN: ENERJİ, KRİTİK MİNERALLER VE SAVUNMA

2026 itibarıyla enerji ve kritik mineraller, Türkiye-Kanada ilişkilerinin en önemli iş birliği alanlarından biri hâline gelmiştir. Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın Toronto’daki PDAC 2026’ya katılımı, Türkiye’nin enerji dönüşümü, kritik mineraller ve arz güvenliği alanlarındaki önceliklerini uluslararası düzeyde ortaya koymuştur. Ziyaretin en somut sonucu, Türkiye Nükleer Enerji A.Ş. (TÜNAŞ) ile Atkins Réalis arasında küçük modüler reaktörler (SMR) dâhil nükleer enerji geliştirmeyi kapsayan bir Mutabakat Zaptı’nın imzalanması olmuş; bu, stratejik açıdan hassas bir sektörde proje düzeyindeki ilk somut iş birliği adımıdır. Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand’ın Mart 2026’da Türkiye’ye gerçekleştirdiği ve nükleer enerji, kritik mineraller ile ilgili yatırım fırsatları üzerinde yoğunlaşan ziyaret bu süreci güçlendirmiştir.

Bu yakınlaşma, savunma sanayi alanında da somut biçimde hissedilmektedir. 5-7 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen SAHA Expo 2026, bugüne kadar Türkiye’deki en güçlü Kanadalı sektör katılımına ev sahipliği yapmış; Kanada Pavyonu çevresinde oluşturulan yaklaşık elli kişilik heyette Tedarikten Sorumlu Devlet Bakanı Stephen Fuhr ve Kanada Savunma Yatırım Ajansı CEO’su Doug Guzman gibi üst düzey yetkililer yer almıştır. Transatlantik güvenlik iş birliği, Avrupa SAFE çerçevesinde NATO yetenek geliştirme süreçleri ve ortak üretim fırsatları üzerine düzenlenen paneller, siyasi diyalogdan somut sanayi iş birliğine doğru açık bir geçişi ortaya koymuştur. Etkinlik Türk ulusal medyasında geniş yer bulmuş, uluslararası savunma yayınlarında da kayda değer görünürlük elde etmiştir. Buna karşılık, Kanada’daki yansımalar büyük ölçüde sektör yayınlarıyla sınırlı kalmış; ana akım medya ve kamuoyu nezdindeki sınırlı görünürlük, ikili ilişkilere yönelik kurumsal farkındalık eksikliğinin sürdüğünü göstermektedir.

Kanada Başbakanı Carney’nin 6 Şubat 2026 tarihinde Vaughan’da düzenlenen basın toplantısında Türkiye’yi “hayati bir NATO müttefiki” olarak nitelendirmesi ise, ilişkilerin artık daha stratejik bir zeminde ele alınmaya başladığını göstermiştir.

İlişkilerin şimdilik büyük ölçüde sektörel iş birlikleri üzerinden ilerlemesi bir yandan yapısal bir sınırlılığa işaret etse de, diğer yan dan en güçlü iş birliği alanlarını da ortaya koymaktadır. Kapsamlı ekonomik entegrasyonun gerçekleşmesini beklemek yerine, belirli ve öncelikli alanlara odaklanan iş birlikleri, birbirini tamamlayan üç sektörde kısa vadede somut sonuçlar üretilebilir.

Enerji ve nükleer iş birliği. TÜNAŞ-AtkinsRéalis arasında SM R’lere ilişkin Mutabakat Zaptı, proje düzeyindeki ilk angajmanı temsil etmekte; aynı zamanda nükleer enerji geliştirme, temiz enerji dönüşümü ve ilgili altyapıyı kapsayan daha geniş bir iş birliği çerçevesine işaret etmektedir. Bu alanlar, Türkiye’nin uygulama hedefleri ile Kanada’nın teknoloji ve mühendislik kabiliyetlerinin örtüştüğü başlıca alanlardır.

Kritik mineraller ve madencilik. Kanada’nın madencilik alanındaki gelişmiş kapasitesi, Türkiye’nin işleme ve bölgesel arz merkezi olma yönünde güçlenen konumuyla doğal olarak birbirini tamamla maktadır. İki hükümetin de tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye yönelik aktif politikaları dikkate alındığında, kritik mineraller alanında odaklı ikili düzenlemeler kapsamlı bir ticaret anlaşmasının çok öncesinde ölçülebilir sonuçlar doğurabilir.

Savunma sanayi iş birliği. Türkiye, insansız sistemler, deniz platformları ve kara araçları alanlarındaki yetenekleriyle dünyanın en dinamik savunma sanayi üreticilerinden biri hâline gelmiş; Kanada ise optik, aviyonik, iletişim teknolojileri ve mühendislik hizmetlerinde uzmanlaşmış güçlü yönlerini korumaktadır. Tedarik ilişkisinin ötesi ne geçen ortak sanayi geliştirme modelleri, müttefik tedarik zincirlerinin baskı altına girdiği bu dönemde her iki ülkenin kendi üretim kapasitesini güçlendirmesine imkân tanımaktadır.

Bu üç sektör, Türkiye’nin küresel ölçekte yerleşik müteahhitlik ve altyapı kabiliyetleriyle birlikte değerlendirildiğinde, üçüncü pazarlarda ortak konumlanma potansiyelini de desteklemektedir. Bu potansiyel özellikle Afrika pazarında öne çıkmakta; Kanada’nın mühendislik ve finansman kabiliyetleri, Türkiye’nin operasyonel erişimi ve bölgesel ağlarıyla tamamlayıcı biçimde bir araya gelebilmektedir.

EKSİK OLAN UNSUR: KURUMSAL ÇERÇEVE

Bu olumlu gelişmelere rağmen, Kanada-Türkiye ilişkilerinin ekonomik boyutu hem ölçek hem de yapı bakımından sınırlı kalmaya devam etmektedir. 2020’lerin başında yaklaşık 2,5 ila 3,5 milyar ABD doları aralığında seyreden ikili ticaret hacmi, 2024 yılında yaklaşık 4,3 milyar ABD dolarına yükselmiştir. Bu artış olumlu olmakla birlikte, söz konusu seviye her iki ekonominin büyüklüğü ve potansiyeli dikkate alındığında hâlen mütevazı kalmaktadır. Bu tutar, aynı yıl Kanada’nın Güney Kore ile gerçekleştirdiği 24,5 milyar ABD doları tutarındaki ikili ticaretle karşılaştırıldığında üzerinde düşünmeyi gerektiren bir tabloya işaret etmektedir.

Başlıca yapısal sınırlamalardan biri, Serbest Ticaret Anlaşması (STA) veya buna benzer kapsamlı bir çerçevenin bulunmamasıdır. JETCO taraflar arasında diyalog için bir zemin sağlamış olsa da, he nüz daha derin bir ekonomik entegrasyon yaratamamıştır. Ekonomik entegrasyonun başlatılması karşısındaki en önemli engel ise Kana da tarafındaki bilgi eksikliğidir. Türkiye; küresel ölçekte rekabetçi bir imalat sektörüne, savunma, enerji ve altyapı alanlarında kayda değer kapasiteye sahip bir G20 ekonomisi olmasına rağmen, bu gerçek Kanadalı şirketlerin Türkiye pazarını değerlendirme biçimine yeterince yansımamaktadır. Bu bilgi boşluğu, ticaret çerçevesinden kaynaklanan engellerden bağımsız olarak ticari ilgiyi baskılamaktadır.

Burada üç önemli unsura dikkat çekmek gerekir. İlk olarak, kapsamlı bir ticaret çerçevesinin bulunmaması, sürdürülebilir ekonomik entegrasyonun önünde yapısal bir engel olmaya devam etmektedir. İkinci olarak, Türkiye’nin giderek parçalı hâle gelen uluslararası ortamda bir köprü aktör olarak işlev görme kapasitesi, Kanada’nın savunma sanayi ve ilgili sektörlerdeki ilişkilerini Türkiye’nin stratejik özerkliğine değer vererek geliştirmesini gerektirmektedir. Bu yaklaşım, Dışişleri Bakanı Anand’ın günümüz jeopolitiğinde geleneksel müttefiklerin ötesine geçen daha derin ortaklıklara duyulan ihtiyaca ilişkin değerlendirmesiyle de uyumludur. Son olarak, mevcut ivme henüz yenidir; her iki ülkedeki seçim döngüleri ise önceliklerde süreklilik kaybı riskini beraberinde getirmektedir.

KURUMSAL ÇERÇEVEYİ İNŞA ETMEK

Son iki yıl içinde yaşanan gelişmeler ile daha güçlü bir Kanada-Türkiye ilişkisinin siyasi gerekçesi büyük ölçüde ortaya konulmuştur. Bundan sonraki aşama, uygulama ve bu uygulamayı destekleyecek kurumsal altyapının oluşturulmasıdır.

Her iki tarafın da daha net bir ikili stratejiye ihtiyacı vardır. Kanada, NATO çerçevesinin ötesine geçen ve orta güçlere dayalı çeşitlendirme gündemiyle bağlantılı bir Türkiye politikası ortaya koymalıdır. Türkiye ise Kanada ile ilişkilerini, daha geniş transatlantik yönelimi ve ekonomik büyüme stratejisiyle uyumlu hâle getirmelidir. Tam kapsamlı bir Serbest Ticaret Anlaşması’nın sonuçlandırılmasının uzun bir takvim gerektirdiği dikkate alındığında, daha önce müzakere edilmiş ancak hiçbir zaman tamamlanmamış olan Yabancı Yatırımların Teşviki ve Korunması Anlaşması (FIPPA)’nın tamamlanması, sınır ötesi yatırımlar açısından daha fazla öngörülebilirlik sağlayacaktır. Buna paralel olarak, savunma, enerji ve kritik mineraller alanlarında sektöre özgü düzenlemeler daha erken sonuçlar doğurabilir. JETCO da bu sektörlerde oluşturulacak özel çalışma grupları aracılığıyla güçlendirilmeli; TÜNAŞ-AtkinsRéalis Mutabakat Zaptı’nın bağlayıcı proje anlaşmalarına ilerlemesini mümkün kılacak hükümetler arası bir çerçeveyle desteklenmelidir.

Operasyonel düzeyde Kanada; enerji, mühendislik ve madencilik alanlarındaki şirketlere yönelik odaklı bir tanıtım stratejisi geliştirmeli; bu strateji somut pazar istihbaratı, özel ticaret heyetleri ve Türkiye’nin Kanada Ticaret Müşavirliği Hizmeti içinde önceliklendirilmesi ile desteklenmelidir. Türkiye ise Kanadalı yatırımcıların en sık dile getirdiği düzenleyici engelleri ele almalı; ortak bir yatırım kolaylaştırma incelemesi JET CO’nun erken dönem çıktılarından biri olmalıdır. Türkiye’nin Afrika’daki diplomatik varlığı, Kanada’nın madencilik uzman lığıyla birleştiğinde üçüncü pazarlarda güçlü bir ortak konumlanma potansiyeli yaratmaktadır. Savunma ve ileri teknolojiler de iş birliği karşılıklı güven temelinde kademeli ilerlemelidir: önce bilgi paylaşımı, ardından ortak teknik çalışma grupları, sonrasında ortak geliştirme. Çok taraflı toplantıların kulislerine bağımlılığın yerini alacak özel bir ikili bakanlar toplantısı düzeni sürdürülebilir taahhüdü güçlendirecektir.

Kanada-Türkiye ilişkileri, son iki yılda önceki on yıla kıyas la daha fazla ilerleme kaydetmiş; ikili angajman, onu destekleyen kurumsal çerçevelerden daha hızlı ivme kazanmıştır. Buna rağmen geçiş süreci henüz tamamlanmış değildir. Siyasi ivme ekonomik entegrasyonun önüne geçmiş, kalıcı uygulama mekanizmaları ise hâlen gelişme aşamasında kalmıştır. Mutabakat zabıtları niyeti ortaya koyar; yatırım anlaşmaları ve sektöre özel çalışma grupları ise bu niyeti kalıcı bir yapıya dönüştürür.

Kurumsal eksikliklerin ötesinde, daha güçlü bir Kanada-Türkiye ilişkisinin stratejik gerekçesi ikili ticaret rakamlarının ötesine uzanan somut karşılıklı kazanımlara dayanmaktadır. Kanada açısından Türkiye’nin coğrafi konumu ve Orta Doğu, Orta Asya ile Kuzey Afrika’ya yayılan ticari ağları, Kanadalı şirketlerin bağımsız olarak yıllar içinde inşa edebileceği stratejik erişimi kısa sürede sağlaya bilir. Savunma sanayi alanında ise ortak sanayi projeleri, müttefik tedarik zincirleri üzerindeki baskının arttığı bir dönemde Kanada’nın bağımsız üretim kapasitesini güçlendirecektir. Türkiye açısından denklem aynı ölçüde somuttur: Kanada’nın nükleer teknolojisine, kaynak geliştirme uzmanlığına ve sermayesine erişim önemli bir avantaj sunmakta; stratejik ilişkilerini çeşitlendiren transatlantik bir ortakla daha yakın iş birliği uzun vadeli stratejiler açısından kritik bir yer tutmaktadır.

Son söz olarak, her iki hükümetin de stratejik ortaklığa doğru ilerleme konusunda örtüşen bir irade ortaya koymuş olduğunu söyleyebiliriz. Bundan sonra yapılması gereken, bu ortak niyeti, ilişkiye kalıcı derinlik kazandıracak çerçevelere, araçlara ve kurumsal altyapıya dönüştürmektir.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Start typing and press Enter to search