TABEF’in Ardından Türkiye Afrika İlişkilerine Yeni Bir Bakış
1998 yılında Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan Afrika Açılımı Strateji Belgesi ile Türkiye’nin kıta ile siyasi, ekonomik, ticari ve kültürel ilişkilerini genişlet meye yönelik ilk siyasi irade ortaya konuldu. Açılımın somut adımlara dönüşmesi ise 2005 yılının Türkiye’de “Afrika Yılı” ilan edilmesiyle başladı. Bir diğer önemli dönüm noktası olan 2008 yılında, 1. Türkiye–Afrika Ortaklık Zirvesi İstanbul’da düzenlendi ve Türkiye, Afrika Birliği tarafından “stratejik ortak” olarak tanındı. Böylece 2005–2010 döneminde Afrika’daki büyükelçilik sayımız 12’den 30’a yükseldi; ekonomik ilişkilerin güçlenmesine paralel olarak TIKA, Kızılay gibi kurumların bölgedeki yapılanmaları ve faaliyetleri çok daha etkin hale geldi. Türk Hava Yolları da kıtaya yönelik uçuş ağını genişleterek bu sürece önemli katkı sundu.
2010–2020 döneminde Türkiye’nin Afrika ile iş birliği daha da derinleşti. Bu süreçte savunma sanayii, enerji, tarım ve altyapı projeleri öne çıktı. 2011 yılında Somali’ye yapılan insani yardımlar Türkiye’nin insani diplomasi alanındaki rolünü güçlendirdi ve ülkemizin kıtadaki imajını önemli ölçüde yükseltti. 2014 yılında Malabo’da düzenlenen 2. Türkiye–Afrika Ortaklık Zirvesi ise bu olumlu imajı ve ikili ilişkilerimizi daha da pekiştirdi.
2020 sonrasından günümüze uzanan dönemde savunma sanayii, terörle mücadele, lojistik, liman işlet meciliği ve yenilenebilir enerji alanlarındaki iş birlikleri ön plana çıktı. Pandemi ile birlikte sağlık diplomasisi öne çıkarken, küresel ekonominin yeniden şekillenmesi doğrultusunda dijital ve yeşil dönüşüm yeni ortak çalışma alanları haline geldi. Bu çerçevede 3. Türkiye–Afrika Ortaklık Zirvesi 2021 yılında İstanbul’da gerçekleştirildi.
Bugün gelinen noktada, Afrika’daki büyükelçilik sayımız 2002’deki 12 seviyesinden 44’e yükselmiş durumda. Bu artış, Türkiye’nin dünyadaki en hızlı büyüyen diplomasi ağlarından birine sahip olduğunu göstermektedir. İkili ticaret hacmi 5 milyar dolardan 40 milyar dolara yaklaşmış; Türk müteahhitleri kıtada 2000’in üzerinde, toplam değeri 100 milyar doları aşan altyapı ve üstyapı projesi üstlenmiştir. Ekonomik ve ticari ilişkilerdeki gelişmeye paralel olarak TIKA, Kızılay, Yunus Emre Enstitüsü ve Maarif Vakfı gibi kurumlarımızın bölgedeki etkisi artmış; diplomatik, ekonomik, insani, savunma ve kültürel boyutlarıyla ilişkilerimiz daha da derinleşmiştir.
AFRİKA KITASINA YÖNELİK TİCARİ DİPLOMASİ VE DEİK
Afrika ile gelişen ikili ilişkilerimizin en önemli unsurlarından biri ticari ilişkilerimizdir. Bu noktada, Türkiye’nin ticari diplomasi misyonunu üstlenen DEIK, bölgede önemli adımlar atmış, çeşitli projeler hayata geçirerek ikili ekonomik ilişkilerin gelişmesinde öncü bir rol oynamıştır.
DEİK’in dünya genelindeki 153 iş konseyinin 48’i Afrika’da yer almakta olup, bu konseylerin 42’si 2005 yılının “Afrika Yılı” ilan edilmesinin ardından kurulmuştur. Bu durum, DEİK’in Afrika ile ticari ilişkileri geliştirme yönünde ne kadar aktif bir çaba gösterdiğinin somut bir göstergesidir. Kıtada yürütülen ticari diplomasi faaliyetlerinin ticaret ve yatırım rakamlarına yansıdığını görmek ise ayrı bir gurur kaynağıdır. Bu rakamları daha da ileri taşımak amacıyla Afrika ülkeleriyle iş ve yatırım forumları, heyet ziyaretleri ve kabulleri ile B2B ve B2G formatlarında çok çeşitli etkinlikler düzenliyoruz.
Bu etkinliklerin en üst düzey olanı ise, Ticaret Bakanlığımızın ev sahipliğinde ve Afrika Birliği iş birliğiyle iki yılda bir düzenlenen Türkiye–Afrika İş ve Ekonomi Forumu’dur (TABEF). 2016’da başlayan forum serisinin beşincisi, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle 16–17 Ekim 2025 tarihle rinde İstanbul’da gerçekleştirildi. Foruma 50 Afrika ülkesinden ve Türkiye’den siyaset, kamu, akademi ve iş dünyasından 4 bini aşkın temsilci katıldı. Panellerde alanında uzman isimler görüşlerini paylaşırken, forum süresince özel alanlarda sayısız ikili görüşme gerçekleştirildi.
TÜRKIYE–AFRİKA İLİŞKİLERİNİN GELECEĞİ
Afrika kıtasına yönelik çok yönlü diplomasi atağımız tüm hızıyla devam etmektedir. DEIK olarak biz de bu stratejinin ekonomik ve ticari ayağını güçlendirmek için ilgili tüm kurumlarla koordinasyon içinde çalışıyoruz. Amacımız, ikili ticaret hacmimizi kısa vadede 50 milyar dolara, orta vadede ise 75 milyar dolara çıkarmaktır.
Bu hedeflere ilerlerken, Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi çerçevesinde bölge içi ticareti artıracak; altyapı ihtiyacını karşılayacak ve sanayileşmeye katkı sunacak stratejilere destek vermek büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle altyapı yatırımlarının hızla tamamlanması önceliklerimiz arasındadır. Dünyada önemli projelere imza atan Türk müteahhitlik firmaları bu alanda kritik bir rol üstlenebilir; ancak bu noktada Türk bankalarının sağlayacağı destek de büyük önem taşımaktadır. Firmalarımızın bölgedeki varlığının artması hem altyapı yatırımlarının finansmanını kolaylaştıracak hem de bölgeyle ticaret yapmak isteyen diğer Türk şirketlerine önemli avantajlar sunacaktır.
Afrika’nın güçlü madencilik rezervleri ve son yıllarda artan yeni keşifler, Batı dünyasının kıtaya yönelik ilgisini yeniden artırmıştır. Türkiye’nin ticari diplomasiyi insani diplomasi ile birleştiren ve kazan-kazan ilkesini esas alan yaklaşımı burada önemli bir avantaj oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra, yeni dünya düzenin de önem kazanan eğitim ve sağlık hizmetleri, dijital ve yeşil ekonomi gibi alanlar da mevcut iş birliğimizin üzerine eklenen yeni odak başlıklarıdır.
DEİK olarak 2025 yılını Afrika açısından oldukça yoğun ve verimli geçirdik. TABEF’in yanı sıra yıl boyunca Gabon Cumhurbaşkanını, Senegal ve Kongo Cumhuriyeti Başbakanlarını ve birçok Afrikalı bakan ve heyeti ağırlayarak Türk iş dünyası ile bir araya getirdik. Bölgedeki 48 iş konseyimizle birlikte, ikili ticari ilişkileri geliştirmek için önümüzdeki dönemde de aynı kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Ayrıca DEIK olarak Afrika’nın kalkınmasına yönelik altyapı ve üstyapı projeleri için Türk firmaları ile uluslararası finans kaynaklarını buluşturacak bir mekanizma üzerinde çalışıyoruz. Proje finansmanına yönelik bu çözümlerin Türk firmalarının önünü açacağına inanıyoruz.
Batı’nın yanı sıra Çin’in de son yıllarda Afrika’daki etkisini artırdığı bir dönemde, bu durum ilk bakışta bir risk gibi görünse de Türki ye’nin kazan-kazan odaklı, insani ve ilkeli yaklaşımının Afrika’da güçlü bir karşılık bulduğunu görmekteyiz. Bu avantajın bilinciyle bölgeye yaklaştığımızda çok daha entegre ve sürdürülebilir bir iş birliği modeli oluşturabileceğimizi değerlendiriyorum.



