TÜRKİYE: KÜRESEL YATIRIM HARİTASINDA GÜÇLENEN BİR KONUM
Küresel doğrudan yatırım akımları, son yıllarda artan jeopolitik belirsizlikler, tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar ve yeşil ile dijital dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte daha seçici bir yapıya bürünmüş durumda. Bu dönüşüm sürecinde uluslararası doğrudan yatırımcılar, hızlı büyüyen pazarlara ek olarak dayanıklılık, erişilebilirlik ve uzun vadeli öngörülebilirlik sunan ekonomilere yönelmeyi tercih etmektedir. Türkiye, tam da bu çerçevede küresel yatırım haritasındaki konumunu istikrarlı biçimde güçlendiren ülkeler arasında yer alıyor. Son 23 yılda Türkiye’ye gelen toplam uluslararası doğrudan yatırım tutarının yaklaşık 288 milyar ABD dolarına ulaşması, bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri olarak dikkat çekiyor. Türkiye’nin küresel doğrudan yatırım pastasından aldığı pay, 2003 yılında binde 3 seviyesindeyken bugün yaklaşık yüzde 1 düzeyine yükselmiş durumda. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin küresel doğrudan yatırım pastasından aldığı payı yüzde 1,5 seviyesine çıkarmayı hedefliyoruz. Küresel yatırım hacminin durağan seyrettiği 2025 yılında dahi Türkiye’ye gelen uluslararası doğrudan yatırımların yıllık yüzde 12,2 artışla 13,1 milyar ABD dolarına ulaşması, ülkenin yatırım çekme kapasitesinin dönemsel dalgalanmalara karşı dirençli olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor. Yatırım kaynaklarının coğrafi dağılımı da bu tabloyu destekliyor. 2003-2025 döneminde Türkiye’ye gelen uluslararası doğrudan yatırımların yüzde 69,3’ü Avrupa’dan, yüzde 14,3’ü Asya’dan, yüzde 8,1’i Kuzey Amerika’dan, yüzde 7,1’i Körfez ülkelerinden ve yüzde 1,1’i diğer bölgelerden geldi. Bu çeşitlilik, Türkiye’nin tek bir coğrafyaya bağımlı olmayan, dengeli ve kapsayıcı bir yatırım profiline sahip olduğunu gösteriyor.
ULUSLARARASI DOĞRUDAN YATIRIMCI PERSPEKTİFİ
Uluslararası doğrudan yatırımcılar açısından ülke seçimi, giderek daha ölçülebilir göstergelere ve uzun vadeli yapısal faktörlere dayanmaktadır. Piyasa büyüklüğü ve maliyet avantajları önemini korurken, düzenleyici çerçevenin öngörülebilirliği, hukuki altyapının şeffaflığı ve kamu kurumları arasındaki koordinasyon yatırım kararlarında belirleyici hâle gelmektedir. Türkiye bu noktada hem ölçek hem de erişim kapasitesiyle güçlü bir şekilde ayrışıyor. 86 milyonu aşan nüfusu ve dinamik iç pazarı yatırımcılar için sağlam bir talep zemini sunarken, Gümrük Birliği, serbest ticaret anlaşmaları ve gelişmiş lojistik altyapı sayesinde, 4 saatlik uçuş mesafesinde 32,1 trilyon ABD doları hacminde bir ekonomik alana ve 1,3 milyarlık nüfusa doğrudan erişim imkânı sağlanıyor. Bu çok katmanlı erişim kapasitesi, Türkiye’yi yalnızca bir pazar değil, bölgesel ve küresel operasyonlar için bir yönetim ve üretim üssü hâline getiriyor. İnsan kaynağı da bu denklemin merkezinde yer alıyor. Nüfusun yaklaşık yarısının 35 yaşın altında olması ve her yıl yükseköğretim kurumlarından yaklaşık 900 bin mezunun iş gücüne katılması, Türkiye’ye güçlü ve yenilenebilir bir yetenek havuzu kazandırıyor. Bu yapı, özellikle teknoloji, mühendislik ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren uluslararası doğrudan yatırımcılar için ölçeklenebilir ve sürdürülebilir bir operasyonel ortam sunuyor.
ÖNE ÇIKAN SEKTÖRLER VE YATIRIM EĞİLİMLERİ
Türkiye’ye yönelen uluslararası doğrudan yatırımların sektörel dağılımı, ekonominin daha dengeli ve çeşitlenmiş bir yapıya kavuştuğunu gösteriyor. 2025 yılında fiili sermaye girişleri açısından toptan ve perakende ticaret sektörü 3,05 milyar ABD doları ile ilk sıraya yükselirken, imalat sanayi 3,02 milyar ABD doları ile istikrarlı performansını sürdürdü. Aynı dönemde bilgi ve iletişim sektörüne gelen yatırımlar, bir önceki yıla kıyasla yaklaşık beş kat artarak 1,3 milyar ABD doları seviyesini aştı. Uzun vadeli perspektifte bakıldığında, 2003-2025 döneminde en fazla yatırım çeken sektörler finans (%28,76), imalat (%25,02), toptan ve perakende ticaret (%11) ve enerji (%9,64) olarak sıralanıyor. Bu dağılım, Türkiye’nin hem üretim hem de hizmetler ekseninde güçlü ve çok boyutlu bir yatırım ekosistemi sunduğunu ortaya koyuyor. Sıfırdan yatırım projeleri de bu dönüşümü destekliyor. Tarım ve gıda sektörü, proje sayısını 2024’teki 33 seviyesinden 2025’te 68’e çıkararak zirveye yerleşmiştir. Yazılım ve bilişim hizmetleri projeleri, aynı dönemde 21’den 41’e yükselmiştir. Endüstriyel makine ve ekipman sektörü, 39 projeye ulaşmıştır. Yenilenebilir enerji yatırımları da 19 projeden 29 projeye ulaşarak güçlü bir trend oluşturmuştur. Bu projeler, duyurulmuş yatırımlar üzerinden derlenen verilere dayanmaktadır, dolayısıyla gerçekleşme durumları projeden projeye değişkenlik gösterebilmektedir.
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK DÖNÜŞÜMÜ: VİZYONER BİR YATIRIM ZEMİNİ
2026 yılı, Türkiye için sadece ekonomik büyüme açısından değil, aynı zamanda küresel iş birlikleri ve uluslararası etkinliklerle de önemli bir dönüm noktası olacak. Bu yıl, Yatırım ve Finans Ofisi dünya çapında 200’ün üzerinde etkinliğe katılacak. GITEX Ai etkinliğini ilk kez Türkiye’de düzenliyoruz. Bu etkinliğe ev sahipliği yapacak olmamız, ülkemizin yapay zekâ, teknoloji ve dijitalleşme alanındaki stratejik önemini bir kez daha gözler önüne serecek. Ayrıca, 36. NATO Zirvesi, Uluslararası Uzay Kongresi ve COP31 gibi dünya çapında önemli etkinliklerin Türkiye’de gerçekleşecek olması, ülkenin küresel diplomasi ve iş birliği alanındaki liderliğini pekiştiriyor. Bu yıl, Yatırım ve Finans Ofisi’nin 20. yılına özel olarak, dünyanın 20 farklı şehrinde roadshow ve resepsiyonlar düzenleyerek, Türkiye’nin yatırım fırsatlarını küresel çapta daha fazla yatırımcıya tanıtacağız. Bu etkinliklerle, ekonomik ilişkilerin yanı sıra uluslararası iş birlikleri ve güçlü ticaret ağları da kurulmuş olacak.
Teknoloji, girişimcilik ve finansal yatırımlar da bu dönüşüm sürecinde önemli bir yer tutuyor. Türkiye, bu alanlardaki stratejik adımlarıyla, uluslararası yatırımcıların dikkatini çekiyor. Özellikle dijitalleşme ve teknoloji ekosisteminin gelişmesi, Türkiye’yi yeni yatırımlar için cazip bir merkez haline getiriyor. Ülkedeki girişimcilik ekosistemi, yerel ve küresel yatırımcıları, teknoloji ve yenilik odaklı projelere yönlendiren bir yapı sunuyor. Ayrıca, Türkiye’nin tedarik zincirlerine olan katkısı, küresel ekonomik sistemdeki kritik rolünü de pekiştiriyor. Gelişmiş lojistik altyapısı ve stratejik coğrafi konumuyla, Türkiye, bölgesel ve küresel tedarik zincirlerinin merkez üssü olarak yükseliyor. Bu, Türkiye’nin sadece bir yatırım merkezi değil, aynı zamanda güçlü ve sürdürülebilir bir tedarik zinciri oyuncusu olarak küresel ekonomiye sunduğu katkıyı gösteriyor.
TÜRKİYE’NİN YATIRIM ORTAMINI DESTEKLEYİCİ KAMU POLİTİKALARI VE STRATEJİK YAKLAŞIMLAR
Bu tabloyu mümkün kılan temel unsurlardan biri, kamu politikalarının yatırım ortamını destekleyici bir anlayışla kurgulanmasıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde ortaya konan “Türkiye Yüzyılı”nı “Yatırımın Yüzyılı” hâline getirme vizyonu, bu yaklaşımın stratejik çerçevesini oluşturmaktadır. Amaç yalnızca daha fazla yatırım çekmek değil; daha nitelikli, teknoloji odaklı ve uzun vadeli katkı sunan yatırımları Türkiye’ye kazandırmaktır. Yeni Yatırım Teşvik Sistemi, İklim Kanunu ve Emisyon Ticaret Sistemi gibi düzenlemeler, Türkiye’nin yatırım iklimini küresel sürdürülebilirlik ve teknoloji standartlarıyla uyumlu hâle getirmeyi hedefliyor. Bu çerçevede kamunun rolü, yönlendirici olmaktan ziyade özel sektör dinamizminin önünü açan, öngörülebilir ve güven veren bir zemin hazırlamak olarak konumlanıyor. Türkiye’nin “Dünyanın Bağlantı Noktası” anlatısı tam da bu noktada somut bir karşılık buluyor. Ülke yalnızca coğrafi bir kavşak değil; sermayenin, üretimin, yeteneğin ve fikirlerin buluştuğu çok boyutlu bir yatırım merkezi olarak konumlanıyor. Verilerle desteklenen bu dönüşüm, Türkiye’yi küresel yatırım haritasında kalıcı, güvenilir ve güçlü bir aktör hâline getiriyor.



