Yükselen Afrika, Güçlenen Türkiye: Kültürel Diplomasinin İnsani Pusulası
DEİK Business Diplomacy dergisinin bu sayıda ele aldığı “Yükselen Afrika, Güçlenen Türkiye” vizyonu, 2003’ten 2025’e uzanan bu stratejik ortaklığın yalnızca siyasi irade veya ekonomik verilerle açıklanamayacak kadar derin ve insani bir temele oturduğunu göstermektedir. Bu ortaklığın harcı; karşılıklı anlayış, güven ve ortak bir gelecek tasavvuru ile karılmaktadır.
Yunus Emre Enstitüsü olarak biz, bu insani zemini ülkemizin “Afrika Ortaklık Politikası” ile tam bir uyum içinde inşa etme sorumluluğuyla hareket ediyoruz. Faaliyetlerimizi eşit ortaklık ve karşılıklı yarar temelinde geliştirmeye özen gösteriyoruz. Çünkü felsefemizi, adını aldığımız büyük düşünürümüzün asırları aşan davetinden alıyoruz: “Dostun evi gönüllerdir / Gönüller yapmaya geldik.
Bu felsefe, kültürel diplomasiyi geçmişin tek yönlü “tanıtma” kalıplarından ayırmaktadır. Bizim yaklaşımımız; bir “anlatma” faaliyeti olduğu kadar bir “dinleme” disiplini, tek taraflı bir aktarım değil, yerel paydaşlarla “birlikte üretme” ve “karşılıklı öğrenme” üzerine kurulu bir yol arkadaşlığıdır.
Bugün Afrika’da 15 ülkede faaliyet gösteren 18 Yunus Emre Türk Kültür Merkezimiz, bu anlayışı sahaya yansıtmaktadır. Merkezlerimiz, standart bir modelin tekrarı değil; bulundukları ülkenin sosyokültürel ritmine ve ihtiyaçlarına göre nefes alan yapılardır.
Bu etkileşimin anahtarı dildir. 2010’dan bu yana 35 binin üze rinde Afrikalı dostumuz merkezlerimizde Türkçe öğrendi. Ancak bu, sadece bir dil öğretim faaliyeti değildir. Türkçe, kıtada sayıları her geçen gün artan Türk müteşebbislerinin ve şirketlerinin en çok ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağı boşluğunun doldurulmasında önemli rol oynamaktadır. Kurslarımızdan istifade eden gençler, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin de en sağlam köprüleri haline gelmektedir.
Kültürel faaliyetlerimizin, kültürel etkileşimin yanında somut bir ekonomik ve sosyal faydaya dönüşmesi temel önceliklerimizdendir. Bizim için kültürel diplomasi aynı zamanda sürdürülebilir kalkınmanın bir parçasıdır.
Bu yönüyle birçok faaliyetimiz, Birleşmiş Milletler‘in “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri” ile de uyumludur. Örneğin Senegal’de, sadece kadınların çalıştığı bir fırın zincirine kabiliyetli Türk aşçılarımız tarafından ustalık eğitimi verildi. Bugün bu eğitimin sonucunda ortaya konan ürünler, kadın girişimcilerin emeğiyle yerel pazara sunulmaktadır. Bu, gastrodiplomasinin yerel ekonomiye ve kadın istihdamına doğrudan dokunuşudur. Diğer bir örnek ise hemşirelik mezunu Sudanlı genç kızlara yönelik Enstitümüz tarafından Türkçe kursu düzenlenmesidir. Hemşirelik mezunu Sudanlı gençler, Türkiye’deki ileri hemşirelik eğitimi projesine dâhil olmadan önce Sudan’da Türkçe öğrenmektedir. Bu da kültürel diplomasi faaliyetlerimizin Afrika’daki sağlık hizmetlerinin desteklenmesine kadar uzanan etkilerinin somut bir örneğidir.
Aynı şekilde yerel sanatçıları sadece desteklemekle kalmıyor; Afrika’da da güçlü bir geleneği olan çömlekçilik, sepet örücülüğü veya cam altı boyama gibi zanaat atölyeleriyle ortak üretim alanları açıyoruz. Daha da önemlisi, yerelden seçtiğimiz sanatçı ve sporculara geleneksel Türk okçuluğu, ebru gibi alanlarda “eğitmen eğitimi” vererek onları kendi merkezlerimizde istihdam ediyoruz. Böylece hem yerel kapasiteyi geliştiriyor hem de bu sanatların yeni yerel ustalarını yetiştiriyoruz.
Bu yaklaşım, bizim “birlikte üretme” felsefemizin ta kendisidir. Programlarımızı bulunduğumuz ülkelerdeki üniversiteler, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve sanatçılarla birlikte tasarlıyoruz. Bu sayede faaliyetlerimiz, paydaşları sürekli çoğalan bir toplumsal buluşmaya dönüşüyor.
Önümüzdeki dönemde hedefimiz, Afrika’nın dinamik yaratıcı endüstrileriyle (sinema, müzik, dijital sanatlar) daha fazla ortak içerik üretmek ve gençlik hareketliliğini artırmaktır.
Yükselen Afrika’nın gücü ile Türkiye’nin birikimi ancak bu insani zemin üzerinde kalıcı bir ortaklığa dönüşebilir. Yunus Emre Enstitüsü olarak, bu ortaklığın “gönül” dilini kurmaya devam edeceğiz. Çünkü “Gönüller yapmaya geldik” sözü, bizim için bir slogan değil; her gün sahada yeniden sınanan bir çalışma ahlakı ve insani sorumluluktur.
Saygılarımla,


