Musikimizde Bir Öğrenme ve Aktarım Biçimi: Meşk

Asırlık bir musiki geleneği, Küçük Ayasofya’nın kalbinde yeniden hayat buluyor; meşklerle hem mekân hem de ezgiler yeniden canlanıyor

Hat ve ebru gibi sanatlar başta olmak üzere, usta-çırak ilişkisinin yaşatıldığı her alanda yer bulan Arapça kökenli meşk sözcüğü; talim etme, pratik yapma ve deneme anlamlarında kullanılıyor. Müzikal bağlamda meşk, melodilerin notalar aracılığıyla yazılı olarak ifade edilmediği zamanlarda sözlü ve saz eserlerinin hanende (ses sanatçıları) ve sazendeler (çalgı icracıları) aracılığıyla icra edilerek pekiştirilmesi, hataların üzerinden geçilmesi, üslubun korunması şeklinde gerçekleşiyor. Bu öğretim metodu sayesinde büyük musiki mirasımız bu günlere taşınarak daha sonra hamparsum gibi nota yazım sistemleriyle yazılı hale geliyor.

Peki bu meşklerde neler öğreniliyor? Öncelikle bizim nazariyat olarak adlandırdığımız müzik teorisi eğitimi veriliyor. Osmanlı/ Türk musikisinin belkemiğini oluşturan makam sistemleri derinlemesine inceleniyor; ardından musikimizin ritim yapısını belirleyen usuller çalışılıyor. Bir tarafta hanendeler tavır, üslup yönüyle eğitilirken diğer yanda sazendeler yetişiyor ve çalgı teknikleri üzerinde duruluyor. Ve elbette en önemlisi, talebeler bu meşklerde eserleri tekrar tekrar dinleyip, icra ederek repertuvarı zihinlerine yerleştiriyor. Böylece musikimizin hafızası nesilden nesle aktarılmış oluyor.

XIX. yüzyıl sonları XX. yüzyıl başlarında nota yazım sistemine geçilmesiyle bu tasavvuf, fasıl, şarkı, nefes, ayin gibi formlar Rauf Yekta Bey, Suphi Ezgi, Sadettin Arel gibi müzikolog, besteci ve eğitimciler tarafından yazılı hale getiriliyor. Tabii bu durum, musikimizin notalar aracılığıyla aktarılıp verilmesiyle istenen duygunun tam aktarılamayacağı ve musikimizin bir hafıza işi olduğu gibi sebeplerle önemli eleştirilerin doğmasına sebep oluyor. Dönemin önde gelen müzisyenlerinden Tanburi Cemil Bey gibi isimler Osmanlı/Türk musikisinin yalnızca Batı tarzı nota sistemiyle öğrenilip icra edilemeyecek kadar özgün ve meşk geleneğine dayalı bir yapıya sahip olduğunu ifade ediyorlar. Nihayetinde hem nota yazımının sağladığı kalıcılık hem de meşk talimi ile notada belirtilmeyen unsurların aktarımı sayesinde musikimiz günümüze dek ulaşabiliyor.

Her ne kadar geleneksel formundan biraz farklı olsa da meşk pratiği, günümüzde bazı tekkelerde, mevlevihanelerde ve musiki tutkunu arkadaş çevrelerinde varlığını sürdürüyor.

KÜÇÜK AYASOFYA MEŞKLERİ

Bu geleneğin yaşatıldığı nadide mekânlardan biri de Kapıağası Hüseyin Ağa Medresesi olarak da bilinen, Küçük Ayasofya Camii’nin bahçesi… 16. yüzyılda inşa edilen eski bir Bizans kilisesi olan bu yapı, II. Bayezid döneminde camiye çevriliyor; zamanla, şadırvan avlusunu üç taraftan kuşatan zaviyeleriyle ayrı bir kimlik kazanıyor. Osmanlı döneminde hatırı sayılır bir eğitim merkezi göreviyle Aziz Mahmud Hudâyî gibi önemli şahsiyetleri yetiştiren bu mekân, günümüzde hat, çini, tezhip ve sedef kakma gibi geleneksel Türk el sanatlarının yaşatıldığı atölyelere ev sahipliği yapıyor.

İki haftada bir salı akşamları bu tarihî dokunun kalbinde, benim de içinde yer aldığım bu musikiye gönül vermiş dostlarla gerçekleştirdiğimiz meşklerle, mekân adeta yeniden can buluyor. Neyin ulvi yankılarından, udu ve lavtayı içsel dünyamızda titreten tınılara; rebabın derin mistik havasından, tanburun kalplere sükûnet veren sesine kadar pek çok enstrüman, sazendelerin ve hanendelerin eşliğinde bu ruhani atmosferde hayat buluyor. Böylece mekânın insana, insanın da mekâna kattığı anlamlar iç içe geçerek güçlü bir ahenk oluşturuyor. Tabii, günümüze değin meşk talimlerinin bu hoş mekânda çok daha önceleri önemli müzisyenler tarafından çeşitli aralıklarla sürdürüldüğünü de belirtmeden geçmeyeceğim.

Belirli bir makamda hazırlanan ve iki bölümden oluşan repertuvarımız, taksimlerle başlayarak yaklaşık iki saatlik bir icra sürecine yayılıyor. Herkese açık olan bu toplulukta hem dinleyiciler hem de yeni müzisyenler rahatlıkla dahil olabiliyor. Her ne kadar sabit bir çekirdek kadro olarak bizler bu oluşumun parçası olsak da her geçen gün yeni müzisyenlerin ve dostların katılımıyla büyüyen bir meşk ailesine dönüşmek bize büyük bir mutluluk veriyor.

Küçük Ayasofya’daki meşklerimizin hikâyesi hem çok tatlı hem de bir hayli uzun… Bu meşkin nasıl doğduğunu, zamanla nerelerde icra edildiğini ve bu meşk sisteminin nasıl işlediğini merak ediyorsanız, sizi dergimizin bir sonraki sayısında buluşmaya bekliyoruz.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Start typing and press Enter to search