ABD’nin Ankara Büyükelçisi David M. Satterfield ile Türkiye-ABD ilişkilerini mercek altına aldık.

“Çalkantılı bir bölgede nispeten bir istikrar adası konumunda bulunması ve sahip olduğu büyüme potansiyeli, Türkiye’yi bölgesindeki ticari faaliyetler açısından merkez konumuna getirmektedir. Türkiye’nin eğitimli bir iş gücü, gelişmiş bir altyapısı ve sağlam bir tüketim ekonomisi bulunmaktadır.” Bu sözler, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Ankara Büyükelçisi David M. Satterfield’a ait. Yeni tip koronavirüs (COVID-19) pandemisinin ardından Türkiye-ABD arasındaki ticaretin seyrine dair de bilgi veren Satterfield, pandemi sırasında dahi bahsi geçen ülkeler arasındaki ikili ticaretin fiilen artış gösterdiğine işaret ediyor. Business Diplomacy dergisi aracılığıyla iki ülke arasındaki ticari ilişkileri, bu kapsamdaki gelecek hedeflerini ve Büyükelçilik çalışmalarını detaylandıran Satterfield; iki ülkenin iş insanlarına da çeşitli önerilerde bulunuyor.

Mevcut gelişmeler ve genel olarak tarih açısından bir değerlendirme yaptığınızda, ABD-Türkiye ticari ilişkileri hakkında neler söylersiniz?

Ülkelerimiz arasındaki ticari ilişkiler; güçlü, çeşitlilik gösteren ve dengeli temaslardır. ABD’nin sembol hâline gelmiş birçok markası; ürünlerini burada, Türkiye’de üretiyor. Bugün Türkiye’de iş yapan bin 700’den fazla Amerikan firması bulunuyor ve 78 bin Türk işçisine istihdam sağlayan bu firmaların mevcut varlıkları, 31,2 milyar dolara ulaşıyor. ABD, Türkiye ile sahip olduğu; uzun yıllardır çok sayıda Amerikalı ve Türk ortağın da istifade ettiği köklü ve başarılı ticari ilişkilere olan bağlılığını sürdürüyor. Ekonomik, sosyal ve kültürel bağlarımız; özel işletmelerin gerek ABD’de gerekse Türkiye’deki azimli çabalarıyla güvence altına alındı. Zamanla ticari bağlarımız, jeopolitik ittifakımızın yaşadığı iniş-çıkışların çok ötesine geçti ve Türk Hükûmetiyle aramızda devam etmekte olan karşılıklı taahhüt açısından önemli bir rol oynuyor.

ABD ile Türkiye arasındaki 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi hakkında neler düşünüyorsunuz? İki ülke, sizce bu hedefe ne kadar yakın?

100 milyar dolar hedefi, ikili ticarette 2019 yılında kaydedilen toplam 20,6 milyar dolara göre ciddi bir artışı temsil ediyor. Bu iddialı hedef iki şeyin göstergesi niteliğinde olup, büyüme için önümüzde çok fazla fırsat bulunduğunu ve ikili ekonomik ilişkilere olan bağlılığımızı ifade ediyor. ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross’un Eylül 2019’da gerçekleştirdiği ziyaretin ardından, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile birlikte bir plan oluşturduk ve bu plan çerçevesinde beraber çalışmaya başladık. Birçok alanda ilerleme kaydetmekteyiz. Örneğin Ekim ayında T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) konusunda ABD ve Türkiye’den temsilcilerin katıldığı sanal bir konferansa ev sahipliği yaptı. Bu, daha fazla LNG satma imkânı bulan Amerikalı üreticiler için olduğu kadar ucuz ithalattan yararlanan Türk tüketiciler için de olumlu bir konu. Ancak söz konusu ilerleme, umut ettiğimiz kadar hızlı gerçekleşmedi ve daha yapmamız gereken çok iş var. Bu konuda ilerlemek için T.C. Ticaret Bakanı Sayın Ruhsar Pekcan ile çalışmaya hazırız; T.C. Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Lütfi Elvan ile de yakın bir çalışma yürütmeyi arzu ediyoruz.

Her iki ülkenin iş insanlarına önerileriniz var mı? Varsa, bu önerileri dinlemek isteriz.

Türk ve Amerikan özel sektör temsilcileriyle yaptığım toplantılarda mütemadiyen ifade ettiğim gibi, Türk ekonomisinin uzun vadeli potansiyeline güvenmekteyiz. Buna yakın geçmişten verebileceğim örneklerden biri, Türkiye’nin ilk “unicorn” girişimi olan Peak Games’in Zynga tarafından satın alınmasıdır. Söz konusu gelişme, Türk ve Amerikan firmalarının birbirlerine verdikleri büyük önemin bir göstergesi niteliğindedir. Amerikan firmaları Türkiye pazarıyla yakından ilgilenmektedir; ancak şeffaf ve öngörülebilir geleneksel ekonomi politikalarının eksikliği yönündeki kanaatten kaynaklanan endişelerden ötürü tereddütleri bulunmaktadır. Çoğu gözlemci, yargı sistemine güvenin ortadan kalkmasına neden olan şeffaflık eksikliğinden ve yargı bağımsızlığının azalmasından kaygı duymuştur. Türkiye’nin yatırım ortamının en olumlu yönleri, ülkenin elverişli nüfusu ve içinde bulunduğu bölgedeki çok sayıda pazara erişim sağlayan önemli coğrafi konumudur. Öte yandan çalkantılı bir bölgede nispeten bir istikrar adası konumunda bulunması ve sahip olduğu büyüme potansiyeli, Türkiye’yi bölgesindeki ticari faaliyetler açısından bir merkez konumuna getirmektedir. Türkiye’nin eğitimli bir iş gücü, gelişmiş bir altyapısı ve sağlam bir tüketim ekonomisi bulunmaktadır.

Okurlarınızın çoğunun bildiği gibi Türk firmaları, ABD’de faaliyet göstermektedir. Türk şirketlerinin ABD’deki yatırımı; 2015 yılındaki yaklaşık 2 milyar dolarlık düzeyden, 2019’da 2,3 milyar doların üzerine çıkmıştır. Türkiye’deki ekibim, ABD’ye yatırım yapmak isteyen herkese yardımcı olmaya hazırdır. Bilgi teminini kolaylaştırmak ve uluslararası yatırımcılara destek olmak amacıyla yatırım kaynaklarıyla ilgili geniş kapsamlı ve eyaletler bazında bilgi veren SelectUSA (www.SelectUSA.gov) adlı bir programımız bulunmaktadır.

COVID-19 sonrasında değişim göstermesi beklenen küresel tedarik zincirinde Türkiye’nin konumunu nasıl görüyorsunuz? Sizce bu değişimin, Türkiye ile Amerika arasındaki ticarete yansımaları nasıl olur?

Bunun olumlu etkilerini şimdiden görmeye başladık. Beni hayrete düşüren göstergelerden biri, küresel pandemi sırasında dahi ülkelerimiz arasındaki ikili ticaretin fiilen artış göstermesidir.

Örnek vermek gerekirse COVID-19 öncesinde Türkiye, ABD’ye cüzi miktarda tek kullanımlık önlük satmaktaydı ve bu satış aylık 5 bin doları bile bulmuyordu. Pandeminin başlamasından bu yana Türkiye, ABD’ye yaklaşık 180 milyon dolarlık önlük ihracatı gerçekleştirdi. Önlüklerin kalitesinin de harikulade olduğunu söylemeliyim. Bu, iki ülke ekonomisinin birlikte ne kadar etkin bir şekilde çalışabileceğinin mükemmel bir örneği. Bu önlükler insanlarımızın güvende olmasını ve hiç kuşku yok ki birçok hayatın kurtarılmasını sağladı, bundan ötürü Türkiye’ye son derece müteşekkiriz. Tıbbi tedarik zincirimizi daha da çeşitlendirmek istediğimiz için Türkiye’yi bu konuda ciddi potansiyele sahip bir üretim merkezi olarak görmekteyiz.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi olarak göreve başladığınızdan bu yana öncelik verdiğiniz konular neler oldu?

Türkiye gerek NATO kapsamında gerekse onun ötesinde ABD için değerli bir müttefiktir. Türkiye Libya’da, Suriye’de ve daha birçok yerde önemli bir aktördür. Göreve başladığımdan bu yana, güvenlik konusundaki iş birliğimizi artırmaya odaklanmakla birlikte, Türkiye’nin S-400 füze sistemini satın alması, Suriyeli yabancı savaşçıların konuşlandırılması ve Doğu Akdeniz’deki faaliyetler gibi önemli alanlardaki uyuşmazlıklarımıza çözüm bulunması için çalışıyorum. Aramızda uyuşmazlık olan alanlar bulunsa da iki dost ve müttefik ülke olarak, bir yandan söz konusu meseleleri açıklıkla ele almak, bir yandan da üzerinde mutabık kaldığımız alanlarda birlikte yakın bir çalışma sergilemenin yollarını aramak öncelik verdiğim bir husustur.

Ayrıca, Huawei ve ZTE gibi donanım tedarikçisi firmaları, Türkiye’nin telekomünikasyon ağı içerisinde özellikle de 5G ağlarında tutmaya devam etmenin yaratacağı riskler konusunda Türk Hükûmetinin temsilcileriyle görüşmeler yapmaktayım. 5G teknolojisinin çalışma yöntemlerimizi değiştirecek olması, ayrıca veri ve iletişimin öneminin giderek artması nedeniyle Türkiye’nin, haberleşme ağlarında güvenilir tedarikçilerden yararlanmasını arzu etmekteyiz.

ABD Ankara Büyükelçisi David M. Satterfield